İstanbul'a nasıl ihanet edildi?

Kent
Görünüm

20 Ekim’de İstanbul'da Şehir ve STK Zirvesi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehre ihanet ettik. Hala da ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum" dedi.

Cumhurbaşkanının bu sözleri “En azından şehirleşme konusunda İstanbul için bir umut ışığı olabilir mi” sorusunu akıllara getirdi. Fakat iki gün sonrasında Mimarlar Odası Başkanının Maslak, Mecidiyeköy, Şişli, Ataşehir, Fikirtepe ve Ümraniye’de yeni gökdelenler yapılması için inşaat şirketlerine ruhsat verildiğine dair açıklaması Erdoğan’ın sözlerinin samimiyetine gölge düşürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 1994’te İstanbul’da belediye başkanı oldu, Refah, Fazilet ya da Ak Parti, ismi ne olursa olsun bugüne kadar aynı zihniyet bu şehri yönetti. Üstelik 2000’li yıllarda rant politikalarına ağırlık verdiler, hatta sadece İstanbul’u değil tüm ülkeyi inşaat yatırımlarıyla yönetmeye çalıştılar. İnşaat sektörü, ucuz emek, uzun vadeli ve büyük yatırımlar anlamına gelir, genellikle ekonomik krizlerde krizi atlatmak için yönelir yöneticiler. Para aklamak için idealdir, sendikayı geçin sigortasız işçi çalıştırmak için uygundur. Bu seçim ciddi bir ekonomik krize girmeden bugüne kadar getirdi Ak Parti’yi. Az sayıda iş adamı dışında vatandaşlar ve doğa için ise sonuçları hiç iyi olmadı. İnsanlar yerlerinden edildi; ne orman dinlediler ne göl ne yayla ne köy.

23 yılın İstanbul’a faturası çok ağır oldu. Kentsel dönüşüm muhalle derneklerinin muhalefeti ile bir miktar engellense de çok sayıda kişiyi yerinden etti. Şehrin iki ucunda Beylikdüzü gibi yeşil alanı sınırlı devasa banliyöler oluştu. Kağıthane – Dolmabahçe, Sarıyer tünelleri gibi belediye eliyle kaçak tüneller yapılırken bir yandan kent merkezlerindeki parklar ve yürüme yolları törpülendi diğer yandan kazılar sırasında büyük ihtimal çıkacak tarihi eserler sümen altı edildi. Şehir merkezinde eskiden ordunun elindeki yeşil alanlar TOKİ eliyle inşaat şirketlerine verildi. 3. Köprü ve 3. Hava Limanı gibi büyük projeler ise kentte kalan son yeriş alanları da götürmeye aday. Sırada 2. İstanbul’un yeri olarak gösterilen Kanal İstanbul projesi ise hem doğal dengeyi bozacak hem de ciddi bir nüfus artışına neden olacak.

NASA'nın 1999'dan bu yana uydu fotoğraflarını yayınlayan internet sitesi Earth Observatory'deki bir makalede ise, şehirdeki 'inanılmaz hızlı' değişimin üzerinde duruldu. Landsat uydularının 24 Haziran 1975 ve 7 Haziran 2011'de çekilen 'sahte renkli' iki fotoğraf karşılaştırıldığı makalede, ormanlık bölüm kırmızı, kentsel bölgeler gri, diğer kırsal bölgeler koyu gri, su ise siyah renk ile gösterildi. İki fotoğrafın karşılaştırıldığı sayfada, şehirdeki kırmızı bölgelerin hızla azaldığı, gri kısımların ve yolların 36 yılda büyük artış gösterdiği açıkça görülüyor.

2007’de kişi başına düşen aktif yeşil alan, 2,4 metrekareydi,  2017 yılı itibarıyla Mimarlar Odası İstanbul’da kişi başına düşen aktif yeşil alanın 1 metrekare olduğunu açıkladı.   

Yüksek katlı binalarla şehirleşme yoğunluğunun artması ve dolayısıyla İstanbul’da yeşil alan kalmaması İstanbul’da yaşayanları trafikten, toplu taşımadaki yoğunluğa; özellikle kış aylarında hava kirliliğinin risk sınırlarını aşmasına; işimize, arkadaşlarımıza ailemize, hastalandığımızda hastaneye ulaşamamaya bir sürü konuda etkiliyor. En başta da İstanbul’un iklimini değiştiriyor. 2017 yazınını en çok, 15 dakikalık yağmur ve dolu felaketleriyle hatırlayacağız. Şehir her yönüyle artık daha büyük bir nüfusu, daha çok betonu kaldıramayacağını söylüyor.

Erdoğan sözlerinde çok haklı, Ak Parti iktidarı bu şehrin kıymetini hiç bilmedi. Üstelik İBB’nin yeni kararları şehre ihanete devam ettiklerini de gösteriyor. Belki bir süre için daha ekonomik kazanç kapısı olarak görebilirler İstanbul’u ama yakın zamanda bu şehir ihanet edenlerden de hıncını alacaktır.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS