Cizre’nin sesi “barış” diyor!

Kadın
Görünüm

Bir yer düşünelim ki, evlerin, okulların, dükkânların, mezarlıkların, ibadethanelerin yanısıra “taziye salon”ları olsun! Cizre de, Roboski gibi ve daha sonra eklenen Bismil gibi, kayıp yakınlarının acılarının paylaşıldığı, ellerinde geriye kalan bir tek fotoğrafla teselli bulmaya çalıştığı, taziyeye gelenleri karşıladığı yerler arasına katıldı. 

 

Cizre’yi bir bakıma diğer örneklerden farklı kılan, sadece taziye salonu değil, morg yerine insanların kayıplarını korumak üzere evlerindeki buzdolabını, buz kalıplarını kullanmak zorunda kalması. Kızının ölmüş bedenini üç gün buzdolabında saklamak zorunda kalan Cemile’yi unutmak kolay olmayacak! Cemile tek bir örnek değil, sosyal medya aracılığıyla öğrenebildiğimiz bir çok acı olay daha var kuşkusuz. 

Beşi kadın olmak üzere 21 kişi, keskin nişancılar tarafından öldürülmüş. Yaralılar için çağırılan ambulanslara ateş açılmış, hiç bir şekilde evlere ulaşmalarına izin verilmemiş. Bu nedenle aldıkları yaradan ziyade kan kaybından ölenler var. Cizre’den aktarıldığına göre, beyaz önlük giyerek kendini kamufle eden nişancılar ambulansla gelip yaralıları taramış,  doktorlar çatışmalar başlar başlamaz hastaneyi terk etmiş, hemşire dahil hiç bir sağlık görevlisi ortada yokmuş! Bu sırada, Başbakan Davutoğlu kendinden emin bir biçimde, hiçbir sivilin ölmediğini söyleyebildi.

Barış için Kadın Girişimi (BİGK), Türkiye’nin çeşitli illerinden yaklaşık 150 kadının katılımıyla Cizre ziyareti düzenledi. BİGK hem Cizre halkıyla ve kadınlarla dayanışmak, hem de Cizre’lilerin yaşadıklarını yüz yüze dinleyebilmek ve belki de daha önemlisi, Batıda yaşayanlara gerçekleri aktarabilmeyi amaçlayan bu yolculuğu düzenledi.

BİGK’in aktardığına göre, mahalle halkı ani bir saldırıyla karşılaşmış, birden evlerine bombalar kurşunlar yağmaya başlamış, elektrik, telefon, internet hepsi kesilmiş. Kadınlar zılgıtlarla ve tencere tavaları vurarak gürültü yapmışlar ve birbirlerine ses vermeye çalışmışlar. Cizre’de birçok evde su depolarının bulunduğunu ve özellikle bu depoların delik deşik edildiğini, elektrik tellerinin, su borularının hedef alındığını gördük. Nur Mahallesi’nde genç bir anne günlerce susuz kaldıklarını, akan suyun çamurlu olduğunu, bir tülbentle süzerek ancak bir bardak su alabildiklerini ve bu sudan her biri birer yudum içerek ayakta kalmaya çalışmışlar.

En yoğun saldırıya uğrayan Mahalleler arasında Cudi, Yafes, Nur Mahallesinde evlerin tanınmaz hale getirilmesi, mahalleye girişlerin askeri üsler tarafından denetleniyor oluşu, olağanüstü halin hala devam ettiğini gösteriyor bir yandan. 

Cizre’den aktarılanlar, bize ne kadar özyönetim deneyimi bilmiyoruz ama halkın güçlü ve örgütlü bir öz savunma hattı oluşturduğunu söylüyor. Tabii ki dayanışma ve örgütlenme hedefiyle oluşan ve mahallelerde çalışan komisyonlar önemli bir deneyim oluşturuyor. Özellikle abluka ve çatışma sırasında daha çok kayıp olmamasının bir nedeni de bu ağ olabilir. Hendekler ve halkın kurduğu barikatlar Yasef ve Cudi Mahallelerine timlerin girmesine engel oluşturmuş. 

Cizre’li kadınlar günlük hayatın kotarılmasında, etkin bir rol oynamışlar. Üstelik saldırı altında ve kaygı içindeyken bile toplanmaya, zılgıtlarla haberleşmeye devam etmişler. 

1990 yıllarda devletin güçlü şiddetini yaşayan, köy boşaltmalar politikası sonucu, zorunlu göç nedeniyle Cizre’ye gelip yerleşenler, Cizre’nin yoğun saldırılar yaşayan mahallelerine yerleşmiş. 20 yıl öncesinin acısı ve şiddeti bugüne devredilmiş adeta.

Bütün yaşadıklarına, kayıplarına karşın Cizreliler “barış” istiyor!

İşçilerin Sesi Gazetesi, Ekim 2015, Sayı 43

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi