696 Sayılı Kararname: Malumun ilanı

Güncel
Görünüm

"Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, 15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin” hiçbir hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmayacak”.

Kararnamenin 121. maddesinde yer alan ve kamuoyunda yaygın ancak ılımlı tepki çeken satırlar bunlar.

Yaygın bir tepkiydi bir ucunda Abdullah Gül ve Meral Akşener diğer ucunda CHP ve HDP yer aldı. Deneyimli hukukçular, üniversite hocaları hatta Ceza Yasasını kaleme alan profesörler bu düzenlemeye tepki gösterdiler.

Yukarıdaki satırlarda açıkça ilan edilmektedir ki, AKP ve cumhurbaşkanının devam ettiğini iddia ettiği, OHAL uygulamasını bu maksatla sürdüğü ‘darbe mekaniği’ günceldir. AKP'ye göre, 15-16 Temmuz devam etmektedir. Kararnamede 15 Temmuz darbe girişiminin ve terör eylemleri ile ‘devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması’ bugün için de geçerlidir.

OHAL’e karşı yürütülen demokratik haklar mücadelesi ve hatta 696 Sayılı Kararnameye itirazlar ‘darbecilik’ ile suçlanmakta, ‘darbe girişimi’ kapsamına alınmaktadır.

Polisin eki gibi hareket edip eylemlere müdahale edecek olan sivillere cezasızlık getiren son KHK, kamuoyunun Halk Özel Harekat adıyla tanıdığı AKP’ye bağlı sivil milislerin ortaya çıkışıyla aynı tarihe gelmektedir. Söz konusu siviller, gerektiğinde polisin ekleri olarak devreye girecektir.

Üstelik, önceki kararnamelerde (668. KHK’nin 37. maddesi gibi) benzer ifadeler yeralmıştı.

Eski bir hikaye

12 Eylül askeri darbesinden önceki dönemde sağcı ve solcular farklı ceza maddelerindenyargılandılar. Ülkücüler, TCK'nın 313, 314 ve 315. madelerinden,  devrimciler ise 146'dan yargılandı. Devrimciler devleti hedef alan eylemlerden yargılandılar, ülkücüler silahlı örgütten. Ülkücüler devletin görevlerini yapmakta yetersiz kaldığı durumlarda silahlı örgüt kurarak devleti yıkmak isteyen komünistlere karşı silah kullanmak, adam öldürmek, yaralamak vs.  ile yargılandı.

KHK'yı savunmak üzere, AKP kalemşörü Abdülkadir Selvi 1931 tarihli Erzincan Pülümür kazası dahilindeki olaylara ilişkin düzenleme/kanunu bulup çıkardı.  1850 sayılı kanuna göre, “İsyan mıntıkasında işlenen ef’alin suç sayılmayacağına dair kanun”da geçen  20 Haziran 1930’dan 1 Kanunuevvel (Aralık) 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve Devlet memurları ve bunlarla birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vakaların (...) işlenmiş ef’al (iş, davranış) ve harekat suç sayılmaz”.

Özcesi, ister 12 Eylül’de, ister günümüzde devlet suçları tasnif etmekte, ayırmakta, cezasızlık uygulamaktadır. Bu sebeple polis infazları, işkence , Sur, Cizre bodrumlarında onlarca insanın ölümüne yol açmak ve/veya Roboski’de onlarca köylü katletmek hep cezasız kalmaktadır. Ya da suçlulara ceza indirimi uygulanmaktadır.

KHK’de yeni olan ne?

696 sayılı kararnamede yeni olan bir hukuki düzenleme yok. Ancak siyasi durum değiştiği için, ‘darbe girişimi’ kamuoyunun gözünde devlete değil AKP’ye karşı yapıldığı şeklinde algılanmaktadır. Devletin yerine AKP ve cumhurbaşkanının geçmiş olması sebebiyledir ki, çok geniş bir kamuoyundan tepki görmektedir. AKP sahip olduğu yüzde 50 desteğin giderek eridiği bir siyasal iktidardır ve halk katında devleti temsil etmemektedir. KHK ile devlete karşı işlenen suçlara sivillerin müdahalesine cezasızlık getirilmesi demek, AKP’nin kendisini sivillerle korumaya almaya çalışılması olarak algılanmaktadır. Yeni olan siyasi durumdur.

AKP ve Tayyip Erdoğan toplumun ağırlıklı oranda rızasını alan bir siyasi idare olmadığı için söz konusu kararname tepki çekiyor. AKP de özellikle kendi cephesinden verdiği firelere karşı hırçınlaşıp sertleşiyor.

Ilımlı muhalefetAKP’yi güçlendiriyor

CHP, hukuçular, liberal köşe yazarları meseleyi hala hukuk düzleminde tartışıyorlar. AKP’nin devletleştiğini söyleseler de, onu eski devletin yasal sınırlarına, yasalarına, Anayasasına uymasını safça bekliyorlar. Örneğin, ‘Anayasanın 121. maddesinin 3. fıkrasına göre OHAL döneminde KHK’lar ancak “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkartılabilir’ deniliyor.

KHK’ların aynı gün TBMM’nin onayına sunulması ve içtüzük gereğince 30 gün içinde oylanarak karara varılması gerekiyor, deniyor. Geçmiş KHK’lar bakımından bu sürelere riayet edilmedi, deniyor.

CHP sonuç alamayacağını bile bile Anayasa Mahkemesine gidiyor.

Hukuk zeminindeki çabalar boşunadır. Bunu kendileri de söylüyor ama başkaca birşey de yapmıyorlar. AKP siyasi hamle yapıyor, muhalefet hukukla cevap veriyor. Oysa siyasi cevap vermek gerekli. Bu kararname aynı zamanda ‘Tek Tip Elbise’ ile Yargıtay üyeliğine 100 yeni hakimin atanmasını da karar altına almıştır. Topluma şirin gözükmek içinse, OHAL ile hiçbir ilgisi olmasa da taşeron işçilerine kadro düzenlemesini de kararnameye sıkıştırmıştır.

AKP karşısındaki muhalefeti takmıyor, çünkü muhalefet ılımlı davranıyor, AKP'yi kanunlar çevresinde hareket etmeye çağırıyor.CHP sempozyum, kurultay, uzun yürüyüşler düzenliyor. Bunların hiçbiri AKP üzerinde caydırıcı etki yaratmadığı gibi, toplumu harekete geçirmenin aracı da olmuyor. 2019 seçimlerini hedef göstermek bu sebeple ılımlı bir hamledir. Bu hedefe bağlanmak, AKP’ye süre vermekten başka bir işe yaramayacaktır.

AKP’ye sert bir siyasi yanıt, onun figuranı olmamakla işe başlamakla olur. Örneğin televizyon programlarında bir de muhalefetten olsun diyerek çağrılan gazeteci, hukukçu her kimse katılmaması gerekiyor. Parlamentodan çekilmek başka bir hamle olacaktır. CHP ne yapar bilmiyoruz. Ancak HDP AKP’nin suçlarına ortak edileceği bir siyasi zeminde figuran olmayarak işe başlayabilir.

AKP’yi kendisiyle başbaşa bırakıp, suçuna ortak olmaksızın demokratik, laik ve sosyal temelleri olan bir siyaseti örgütlemek gerekiyor. Yoksul halka ve işçi sınıfına mevcut siyasi durumu anlatmak, iktidarın sadece kendisine ve sermaye sınıfına hizmet ettiğini, işsizlik ve pahalılığın sorumlularını açıklamak, iktidardan desteğini çekmesini istemek gerekiyor.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi