Krizin yükü patronlara: Silaha değil emekçiye bütçe!

Güncel
Görünüm

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Eylül ayının sonunda hükümetin Orta Vadeli Programı’nı açıkladı. 3 yıllık programa göre büyüme yüzde 5,5, enflasyon da yüzde 9,5 olacakmış! Bunun tutup tutmayacağı, emekçiler için bedelinin ne olacağı sorusunu cevaplamayı sonraya bırakarak, Bakan Şimşek’in açıklamalarında yer alan ve bütçenin açık vermesine sebep olan esas meseleye gelelim: Şimşek, ülke savunması, teröre karşı mücadele, ülkenin tehditler karşısında caydırıcı olabilmesi vb gerekçelerle, bütçe kalemlerinden savunma sanayisine, silah alımına 17-18 milyar dolarlık ilave kaynak gerektiğini açıkladı. Ya borçlanacağız ya vergi artışı yapacağız... Borçlanmak yerine vergiyi tercih ettiklerini açıkladı.

AKP hükümetinin IMF ile borçlaları silmekle övünen bir siyaseti var. İşin aslı öyle değil. Büyük oranda özel sermayeye ait olsa da Türkiye’nin 2025 yılına kadar ödemesi gereken borç miktarı 485 milyar dolardır.

Hükümet Meclisten geçen torba yasanın içinde yer alan vergi kalemlerdeki artışı, silah alımı için kullanacağını açıkça ifade etmiştir. Vergi artışı, iş, aş, eğitim ve sağlık hizmetleri için değil, silah alımı için getiriliyor.

Silah alımı ve savunma sanayiye yapılacak milyarlarca dolar ek kaynağa neden ihtiyaç duyuluyor? Bunun tek bir sebebi var: AKP iktidarının, hükümet ve cumhurbaşkanlığı olarak uyguladığı dış politika. Yani, Ortadoğu’da Suriye batağına saplanıp kalmak.

Bu sebeple Rusya ve Almanya krizleri yaşandı. Ardından Amerika ile yaşanan vize krizi gündemde. Türkiye ekonomisi üzerinde olumsuz etkisi apaçık görülen büyük devletlerle it dalaşının faturasını, üretici köylü, turizm sektöründeki işsizler, döviz fiyatlarındaki artış sebebiyle satın alma gücü gerileyen bütün işçi sınıfı çekiyor.

Bir yandan vergi yükü artarken diğer yandan döviz ve enflasyon artışıyla satın alma gücü gerileyen işçi sınıfı her türlü bedeli ödeyen kesim oluyor.

Motorlu Taşıtlar Vergisi oranı tepkiler yüzünden yüzde 40’tan aşağıya, yüzde 15-25 arasına çekilse de, açığın büyüklüğünü ölçmek için manidar. Rakamın aşağı çekilmesi iç politika sebebiyle oldu. Ancak dış politikada askeri operasyonlara yöneliş, AKP'nin iktidarını sürdürülmesi için adeta zorunludur. İktidar ordunun siyasetinin ve burjuvazinin pazar arayışının en hırslı takipçisi olarak bu rolü oynuyor.

Öte yandan vergi dilimlerini de üst rakam olarak yüzde 30’a çıkartma isteği, hükümetin bütçe açıklarını işçilerden, yani alt gelir grubundaki insanlardan çıkartmaya çalıştığının göstergeleridir. Bunu da yapamamıştır.

Asgari ücretle geçinmenin imkansızlaştığı günümüzde, işçilerin, işsizlerin taleplerini yok saymanın tek yolu savaş politikalarını yükseltmek olabilir. Yaratılan savaş ortamı, askeri harcamalar, istikrarsızlık basın ve medyanın yönlendirmesiyleişçi sınıfını ‘milli’ bir havanın içine hapsediyor.

Tayyip Erdoğan vizelerin karşılıklı dondurulması sonrasında Amerika’da okuyan öğrencilerin durumuna cevap verirken “Önce vatan gerisi teferruat” diyebilmektedir. Vatan sözkonusu olduğunda eğitim, iş, ücret, çocuklarımızın geleceği ikinci planda kalır, demektedir. Tabii ki onların çocukları için değil, bizim çocuklarımız için!

Kapitalist toplum işçilerin yoğun sömürüsüyle birlikte toplumun birarada yaşama iklimini zehirliyor. Kadına, Suriyeli göçmenlere hatta sokak köpeklerine varıncaya kadar artan şiddet, yayılan bonzai ve uyuşturucu kullanımı yoksullaşmanın ve geleceksizliğin sosyal yansımaları olarak karşımıza çıkıyor.

Kapitalizm, sadece sömürü ve işsizlik değildir. O aynı zamanda, savaş, göç demektir. Günahlarını gizlemek üzere ırkçılığı, cinsiyetçiliği, mezhepçiliği de kışkırtan bir toplumsal zemin yaratmaktır. Burjuvazi, eğer bu düşmanları yaratamazsa, işçi sınıfını istediği gibi sömüremez, işçilerin mücadele dinamiklerini parçalayamaz. OHAL ilan edemez, grevleri erteleyip, hak arayanların üzerine polisi salamaz. İstediği gibi gözaltı ve tutuklama yapamaz. AKP hükümeti, tüm bunları yapabildiği oranda iktidarını sürdürebilir.

Savaş politikalarına son verip, barış politikasına geçilmeksizin, askeri birliklerin geri çekilmesi ve iyi komşuluk ilişkileri geliştirilmeden emekçiye ne bütçe ayrılır ne de işçilerin hayat seviyesi yükselir. Barış ve demokrasi talebi, işçilerin gelecekleri için her zamandan daha öncelikli hal almıştır.

İşçilerin Sesi Gazetesi Ekim 2017, Sayı 67, Başyazı

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi