Komünistlerin nasıl bir iklimde siyaset yaptıklarını önce hatırlatmamız gerekli. Steril bir ortamda, yani sadece patronların ve işçilerin olduğu bir toplumda faaliyet yürütmüyoruz. ‘Komünistlik’ çıplak biçimde iki sınıfın karşımızda mücadele ettiği iklimde yaşanmıyor.

31 Mart seçimlerinde Batı’da sosyalistler arasında üç eğilim görülüyor: İlki, AKP’yi kaybettirme stratejisidir. CHP’yi desteklemeyi öneriyor. İkincisi, mümkün olan yerellerde bağımsız sosyalist aday çıkartmaktır. Üçüncüsü seçimleri boykot etme çağrısıdır. Doğu’da ise, bir istisna oldu: Dersim.

İşçi sınıfının burjuvaziden bağımsız bir sınıf olduğunu anlaması belirli bir zaman aldı. Kendisine ait ayrı ve farklı çıkarlarının farkına varması, kapitalist toplumda bir geleceğinin olmadığını görmesi, O’nu kendisini savunmak üzere acil talepler/hedefler tespit etmeye itti.

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu’nun bu seçimlerde Dersim Belediye Başkanlığına aday olacağını açıklamasının üzerine, HDP çevrelerinden son derece sert tepkiler geldi.

Sosyalistlerin ‘seçimler ve oy verme’ konusundaki tarihsel/siyasi deneyimi, seçimlere sırt çevirmek değildir. Seçme ve seçilme hakkı 1840’lı yıllardan, Çartist hareketten bu yana işçi sınıfının bir talebi olmuştur.

Kapitalizmin krizi karşısında işçi sınıfının tüm kesimlerini, yani kadın ve erkek işçileri, kırda ve kentte çalışanları, işsizleri, emeklileri, gelecek vaadi bekleyen gençleri ayakta kalmalarını sağlamak üzere, öncelikli, acil taleplerin formüle edilmesi bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.

Diğer Makaleler...