Asker cenazeleri AKP'ye oy kazandırmayacak!

Güncel
Görünüm

İstifa etmiş geçmiş AKP hükümeti, İŞİD saldırısı ve PKK’nın suikastların neden göstererek, bir savaş hükümeti gibi hareket ediyor. Irak’da bulunan PKK kamplarını bombalarken, HDP’nin en yüksek oy aldığı Hakkari gibi kent merkezlerinde ve ilçelerinde, keskin nişancılarla çocukları ve kadınları katlederken, ev infazlarıyla da can alıyor. Hükümet ve medya (ayrımsız bir şekilde) sivil kayıpları gizlerken, yüzlerce PKK’lının etkisiz hale getirildiğini öne çıkarıyor.

 

AKP tarafından arka arkaya çıkarılan bedelli askerlik uygulamasıyla, tuzu kuru on binlerce genç, askerlikten yani öldürülmekten kurtulurken, yoksulların çocukları siyasetin malzemesi haline gelip, kurban edildiler. Merkez medya, AKP’ye muhalefet edebilmek için “şehitlerin”, sıvasız evlerini öne çıkardı ve yoksulların ölüme gönderildiğini tescil etmiş oldu.         

Subay olan kardeşinin cenazesinde isyan eden Yarbay rütbesindeki bir askerin itirazlarını ise gizlemek mümkün olmadı. Yarbay, “Şu güne kadar çözüm diyenler, neden şimdi sonuna kadar savaş diyor” şeklindeki çıkışı, AKP’nin siyasetini açıktan teşhir etmiş oldu. 

Öldürülen resmi görevlilerin cenazeleri üzerinden siyasi gösteri yapmak isteyen hükümet, beklemediği bir sosyal tepki ile karşılaşıyor. Asker ve polis cenazelerinde, geçmişte olduğu gibi AKP’yi yıpratmak için MHP tarafından tertiplenen protesto gösterileri bugün de yapılıyor. Buna karşılık, tepkilere baktığımızda geçmişten farklı olarak grupları aşan, toplumsal bir isyan ve öfkenin olduğunu görebiliriz.

Bir “şehit” cenazesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan adına gönderilen çelenk vatandaşlar tarafından parçalandı. Bir cenazeye katılan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan yuhalandı, makam otomobiline bindirilerek kaçırıldı.

Cenazelerde yakınların feryatları ve söyledikleri sözler, savaşı yeniden başlatan tarafın hükümet olduğunun anlaşıldığını gösteriyor. Bir “şehit” eşi, “Her çeşit insan öldürüyorlar, kendi cumhurbaşkanlarından, kendi konsoloslarından, kendi milletvekillerinden hiçbir çocuk ölmedi, çıkarsınlar göstersinler bir kere, yazıklar olsun onların insanlığına, yazıklar olsun onların milletvekilliğine.”  diye isyan ederken yeniden başlatılan bu haksız savaşın, bedelini kimlerin ödediğini de gösterdi.  

“Bu şehitler ne zaman sona erecek? Milletvekillerin çocukları neden askerlik yapmıyor? Herkesin gözü görüyor, kulağı duyuyor olanları, hep garibanın çocukları gidiyor, hiç zenginin, milletvekilinin çocuğunun gittiğini gördünüz mü? 17 milyar parayı veriyor, askere göndermiyorlar, garibinki niye gidiyor? Bu hak mı yani!”. 

On günlük askerken öldürülen bir gencin babası ise, “Versin zengin parayı yatsın evde, benim gibi garibanın çocuğu ölsün, niye bir milletvekilinin çocuğu ölmüyor, niye bir fabrika sahibinin çocuğu ölmüyor.” diye tepki göstermişti.

Geçmişte “şehit edebiyatı” yaparak, yoksulların ölümlerine mistik bir hava veren ve böylece aileleri teskin ve toplumu manipüle eden devletin, artık bu siyasetinde zorlandığı görülüyor. Cenaze törenlerinin oy getirmeyip aksine kendisini yıprattığını fark eden AKP, önlem olarak cenazelere basının (tepkilerin çok sınırlı bir şekilde yansıtılmasına karşın) girmesini yasaklamayı buldu. Buna rağmen cenazelerdeki tepkiler, sosyal medya üzerinden yayılmaya devam ediyor. Cenazelerin kalktığı her yerden benzer öfke ve tepki dalgasının yükselmesi, bir birikimin sonucunda yaşanıyor. Yoksullar, kendilerine yapılan ve bedelini ödedikleri bu kayıplara isyan ediyorlar. Artık şu açıkça görülüyor: savaşın yükünü sadece yoksullar, “sıradan” halk çekiyor.

PKK’ya karşı verilen savaşın, bütün milletin ortak “davası” olduğuna dair yapılan ve 30 yıldan beri devam eden milliyetçi-ırkçı hamaset söylemi, karşılık bulmakta zorlanıyor. Bu sosyal tepkilerin, ölümlere duyulan öfkeden çıkarak, haksız savaşın kendisine yönelecek bir eleştirinin, zeminini yaratması mümkün. Siyasetçilerin ve askerlerin, kendi çıkarları için yoksul halk çocuklarını ölüme gönderdikleri teşhir olabilir ve bu savaşın bir “milli dava” değil, cinayet olduğu daha iyi anlaşılabilir. 

HDP, gerilla anneleri ile “şehit” annelerini bir platformda bir araya getirmek ve ortak bir şekilde “savaş bitsin, barış gelsin” şiarını yükseltmek için kampanya yapıyor. Barış Blok’u da, Türklere seslenen bir siyaset ile Saray’a, “sana bu savaşı yaptırtmayacağız” diyerek sesini yükseltiyor. Bütün asker ve polis ölümlerine karşın, batı’da Kürtlere yapılan taciz ve saldırıların çok sınırlı kalması da, umut verici bir gelişme. Demokratik Kürt hareketi ve sosyalist güçler, kendilerine dayatılan haksız savaşı, barışa çevirecek bir mücadelenin içine girdiler. 

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2015, Sayı 42

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi