“Öz yönetim” çağrısı üzerine...

Güncel
Görünüm

Öz yönetim” ilanları Silopi’de yaşanan çatışmaların ardından toplanan Şırnak Halk Meclisi’nin 10 Ağustos’taki açıklamasıyla başlamıştı. Ardından, KCK, Silopi, Cizre ve Nusaybin’de de öz yönetim ilan edildiğini açıkladı. Bu gelişmelerin ardından Hakkari, Batman illeri ile Hakkari’nin Yüksekova, Muş’un Varto ve Bulanık, Van’ın Edremit ve İpekyolu, Diyarbakır’ın Sur, Silvan, Lice, Ağrı’nın Doğubayazıt, Bitlis’in Hizan ilçelerinde de “öz yönetim” ilanı yapıldı.

 

İstanbul’un Gülsuyu ve Gazi mahallerinde de öz yönetim ilan edildi.

Şırnak’da öz yönetim ilanına devletin tepkisi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerinden geldi. Erdoğan,“Bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti’nin dışında bir devlet asla kabul edilemez, bu açıklamayı kimler yapıyorsa ağır bir bedel öderler, hem yasal bir bedel öderler, hem diğer tür bir bedel öderler” dedi. Açıklamadaki “yasal ve diğer tür bedel öderler” vurgusu, önümüzdeki dönemde Türk devletinin, Kürt siyasetinin nasıl bir devlet terörü çerçevesinde yürütüleceğini de gösterdi. 

Bu açıklamanın ardından Demokratik Bölgeler Partisi’ne (DBP) karşı polis operasyonları başlatıldı, gözaltı ve tutuklamalar yaşandı. DBP, operasyonların ardından, “özerklik ilan etmediklerini, kanton kurmadıklarını, halkın kendi kendisini yönetmesi için “öz yönetim” biçimini ilan ettiklerini, eğer devlet demokratikleşmez ise, özerkliğin bir zorunluk haline gelebileceği yönünde açıklama yaptı.

Bütün baskılara ve tutuklamalara karşın, Kürtlerden “öz yönetim” çağrıları gelmeye devam etti. Bu siyasi çıkışın önünü kesmek için, devlet il ve ilçelerde süreli sokağa çıkma yasakları ilan etti. Silvan, Lice, Kulp ve Dicle ilçelerinde bazı bölgeler Özel Güvenlik Bölgesi olarak ilan edildi. Bölgede “Özel Güvenlik bölge”lerinin sayısı 100’e yaklaştı ve aslında devlet resmi olarak ilan etmese de olağanüstü hal uygulamasına geçti. HDP’li belediyelerin eş başkanları tutuklanıyor. Yerleşim yerlerindeki yollara kazılan hendekleri kapatmak ve barikatları kaldırmak amacıyla yapılan operasyonlar sivil kayıpları ve infazları artırırken, polis ve asker ölümleri de her gün yaşanıyor.   AKP iktidarının Türk devletinin bütün silahlı güçlerini, (erken seçimi de dikkate alarak) Kürt halkına karşı seferber etmesi karşısında, Kürtlerin örgütlü bir şekilde karşı durdukları görülüyor. Gever’de Özel Harekat Polisleri tarafından yere yatırılan Kürt işçilere, “Bu devlet size ne yaptı”, Türk’ün gücünü göreceksiniz”’, diyerek işkence yapan, yeniden köyleri boşaltan, şehirleri ablukaya alıp, harabeye çeviren devlet karşısında, Kürtler haklı bir biçimde kendilerini savunuyor.

Savunma ve ayakta kalma mücadelesinin hangi araçlarla yürütüleceği konusunda Kürt demokratik hareketinin bir kararı olması gerekiyor. PKK’nin, devlet silahlı güçlerinin saldırılarına silahla karşılık verdiği, kentlerde milislerin  polisle silahlı çatışmalara girdiği koşullarda, “öz yönetim” gibi demokratik ve toplumsal bir siyasetin, karşılık bulması mümkün olacak mı? “Öz yönetim”, halkın söz ve karar sahibi olduğu siyasi ve sosyal mekanizmalarla, kendi kendini yönetebilmesi anlamına geliyor.  

Kürt halkı adına ve onları temsilen verilecek bir silahlı mücadele siyaseti, kitleleri siyasetin alanından çeker, kurallarını devletin koyduğu bir senaryoda, toplumsal mücadeleyi etkisizleştirir. 

Kürt halkının, Türk devletinin inkârcı ve asimilasyoncu saldırıları karşısında 90 yıldan beri ödediği bedel çok kanlı ve ağır oldu, ne yazık ki bu katliamcı siyaset yeniden yürürlüğü sokuldu. 

Kürt demokratik hareketi, “öz yönetim” çağrılarını, silahlı mücadelenin bir taktiği veya desteği olarak değil, gerçekten Kürt halkının toplumsal tepkisinin ve ihtiyacının bir karşılığı olarak gündeme getirmişlerse, yapacakları bellidir. PKK, önkoşulsuz (Demirtaş’ın da vurguladığı gibi) ve acil olarak tek taraflı ateşkes ilan etmeli, savaşın bir tarafı olmayacağını açıklamalıdır. Bu tavır, elbette devletin terörünün durdurmayacak olsa da, AKP’nin kamuoyunu yönlendirmek için kullandığı PKK eylemlerini ve kent merkezlerindeki silahlı çatışmaları, bahane olarak artık kolay kolay ileri sürmesinin önüne bir engel çıkaracaktır. 

 

Bu tavır, siyaset teslimiyetini değil, “öz yönetim”lerin sağlaması gereken halkın kendi kendisini savunma anlayışını öne çıkaracaktır. Kitlelerin mücadelesi ile kitleler adına verilen silahlı mücadele aynı ortamda var olamaz.  Kürt halkının ve ezilenlerin 80 milletvekili ile temsil edildikleri ve bölgede HDP ve diğer kurumlarla yaygın bir örgütlenmenin sağlandığı koşullarda, kitlesel mücadelenin araçları devreye girmelidir. KCK, “öz yönetim” çağrısı yapmakla, yalnızca kentlerde bir yönetim biçimini önermiş olmadı, siyasi ve demokratik bir mücadelenin de önünü açmış oldu. Öyleyse bu demokratik siyasete ve halkın iradesine tabi olmak KCK’nın öncelikli görevi olmalıdır.

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2015, Sayı 42

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi