İşçilerin birliği için... savaşa HAYIR!

Güncel
Görünüm

TSK, MGK ve hükümetten yapılan açıklamalar bu operasyonun YPG’ye yönelik olduğunu söylüyor. Türkiye’yi tehdit eden terör unsurlarına karşı bir savaş olacağını ileri sürüyorlar.

Uluslararası hukuka uygun bir askeri operasyon olacakmış. Hatta operasyona ‘Zeytin Dalı’ ismini vererek barışçı bir askeri operasyon yapılacağını, kimsenin canının yanmayacağını söylemiş oluyorlar. 

Tüm bunlar ikiyüzlülüktür, basit ve bildik bir senaryodan başka birşey değildir. Afrin, bir milyona yakın nüfusa sahip bir kent. Bu kente yönelik hava saldırısına girişen Türkiye, sivil insanların ölümüne yol açmaktan çekinmediğini ortaya koymuştur.

Yanına aldığı ÖSO çeteleri ise, Türkiye’nin ittifak yaptığı eli kanlı Selefi/dinci çetelerden başkası değildir. Suriye'de Kürt, Yezidi ve Alevi kanı döküp YPG'den kaçarak Türkiye'ye sığınmıştır.

ABD sınırlı olmasını isteyerek, Rusya Afrin’den askerlerini çekerek operasyona kapı araladılar. Türkiye bu iki büyük devletten onay almaksızın bu operasyonu yapamazdı.

Meclisteki partilerin HDP dışındaki tümü birden ‘milli ve yerli’ bir duruş sergiliyorlar, askeri operasyona destek veriyorlar. Tayyip karşısında medet umulan Abdullah Gül, İYİ Parti ve CHP savaş goygoyculuğunda birbirleriyle yarışıyorlar.

Türkiye’nin ileri sürdüğü terör, tehdit vb gerekçeler sadece birer bahanedir. Bütün dünya yaşayarak gördü ki, ABD Irak’a müdahale edebilmek için kamuoyunu yanıltmıştı, Saddam’ın kimyasal silahları olduğunu ileri sürmüş ve operasyonlarına Birleşmiş Milletleri, uluslararası hukuku gerekçe göstermişti. Körfez Savaşı sona erip Saddam idam edildiğinde Irak’ta hiçbir zaman kimyasal silah olmadığı ortaya çıktı ancak bir milyon insan artık ölmüştü.

Şimdi Türk devleti ve hükümet kamuoyunu basın eliyle yanıltıyor. Haksız bir savaşın içine sürüklenmiş bulunuyoruz.

Nasıl ki, Irak Savaşı baba ve oğul Bush yönetimini ayakta tutmaya yetmediyse, Afrin operasyonu da Türk egemen sınıflarını, Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutmak için yeterli olmayacak. Üstelik savaşı kazanacak taraf olsalar bile sonuç değişmeyecek.

Türkiye’nin bu haksız savaşı kazanması tarihsel olarak mümkün değildir. Bir halkı silahla, bombayla ortadan kaldıramazsınız. Kürtler Suriye’de ulusal ve sınıfsal uyanış içindedir. Yarattıkları demokratik değerler farklı ulus, inanç ve kültürlerin demokratik bir şekilde birarada yaşamasına olanak veriyor. Ne Türkiye’nin ne Esad'ın ne de ABD-Rusya gibi büyük devletlerin Suriye yoksul halklarına buna eş verebileceği bir siyasi, demokratik gelecek yoktur.

Demokratik, laik ve birarada yaşamayı esas alan bu ilerici değerlerin Ortadoğu ve Türkiye’de hakim olması, hiçbir burjuva devlet iktidarının (İran, Türkiye, Irak, Suriye) ve emperyalist devletlerin işine gelmiyor.

Kobane’de başlayıp Afrin ile devam eden aşağıdan demokratik süreç IŞİD’i bölgede yenilgiye uğratmış, Esat rejiminin bu kantonları tanımasını sağlamış, ABD ve Rusya gibi kuvvetler Kürtlerle işbirliği yapmak zorunda kalmıştır.

Türkiye ise, ulusal devlet refleksiyle Kürtleri (mezhepsel olarak Alevileri, cinsiyet olarak kadınları, sınıfsal olarak işçileri ve komünistleri) stratejik düşman kabul ettiğinden, bütün siyasi partileriyle birlikte savaşın tarafı olmuştur.

Oysa işçilerin bu savaştan hiçbir çıkarı yoktur. Ölen askerler yoksulların sınıfından olacak.

İşçilerin Kürt-Türk diye bölünmekten bir çıkarı yoktur. Çünkü bölünme patronların işine yarayacaktır.

Savaş yeni ekonomik faturalara yol açacak ve işçiler vergiler, düşük ücretlerle savaşın faturasını ödemek zorunda kalacaktır.

Yoksulların canını, malını, sınıfsal birliğini tehdit eden bu savaşa karşı çıkmalıyız.

Sömürüye, ayrımcılığa, savaşa karşı bütün ülkelerin işçileri birleşin!

İşçilerin Sesi Gazetesi

21.01.2018

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS