G20 Zirvesi ve Dünyayı Kapitalizmden Kurtarmak

Seçtiklerimiz

umitakcayTürkiye’nin ev sahipliği yaptığı G20 zirvesi, küresel krizin derinleştiği bir ekonomik konjonktürde gerçekleşiyor. Doğal olarak zirvenin ana gündemi dünya ekonomisinin 2008’den beri içinden geçmekte olduğu kriz konjonktüründen nasıl kurtulacağı. Ancak zirvede yapılacak olan çözüm önerileri, bizzat krizi yaratan politika seçeneklerinin tekrarı. Yani daha fazla neo-liberalizm! Krizden beri işlemediği açıkça belli olan bu politika seçeneğini uygulamaya devam eden devletler ve sermaye yapılarından dünyayı kurtarmak için farklı seçenekleri tartışmanın zamanı geldi de geçiyor.

G20 Nereden çıktı?
Grup 20 (G20) zirveleri, 1999 Asya krizinden sonra kuruldu ve 2008 krizinden sonra daha çok öne çıktı. Ancak genel olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan küresel yönetişim çabalarının bir devamı olarak görülebilir. G-20, 1999 yılında, Asya krizinin patlak verdiği bir ortamda gelişmiş 20 ülkenin merkez bankaları ve maliye bakanlarının yıllık toplantılarını gerçekleştirdikleri bir forum olarak kuruldu. Kuruluşta küresel finansal istikrarın ve merkez bankaları arasında eşgüdüüm sağlanması hedeflendi. Bu anlamda, herhangi bir uluslararası kuruluşun ilgi alanında olmayan (finansal istikrar) gibi konuların ele alınması amaçlandı. Bu haliyle G20 dünya ticaretinin yüzde 80’ini, üretiminin yüzde 85’ini ve nüfusunun üçte ikisini kapsar genişlikte bir forum.

Ancak G-20, 2008 küresel krizi sonrasında yeniden işlevlendirildi ve kriz karşısında koordineli bir politika tepkisinin oluşturulması için bir zemin olarak kullanılmaya başlandı. Yeni G-20 zirvelerinde, merkez bankası başkanları ve maliye bakanları toplantılarına ek olarak ülke liderleri de toplantılara katılmaya başladı. G-20 2008-2010 arasında 3 kere, 2010’da 2 kere toplandı ancak 2011’den sonra yıllık olarak toplanmaya başladı.

G7 ile Farkı Ne?
G7’de tıpkı G20 gibi, kapitalizmin krizlerinden biri (1970’lerdeki kriz) sırasında, krizden çıkış için sermayenin stratejisinin formüle edildiği bir platform olarak kuruldu. G6 (Fransa, Batı Almanya, İtalya, İngiltere, Japonya ve ABD) 1975’de ekonomi politikalarının tartışıldığı enformel bir forum olarak ortaya çıktı. Kanada’nın eklenmesiyle G7 oluştu. SSCB’nin yıkılmasından sonra Rusya’nın eklenmesiyle G7+1 formülü geliştirildi ve 1998’den itibaren G8 toplantıları başladı. Ancak Ukrayna ile ilgili sorunlar ve Kırım’ın işgali sonrasında Rusya’nın üyeliği askıya alındı ve toplantılar G7 olarak sürdü. G7 kuruluşu itibariyle 1970’lerdeki krizden çıkış için geliştirilen politikaları tasarlamak üzerine oluşturulmuştu. Özellikle 1971’den sonra Bretton Woods sisteminin fiilen çöküşü sonrası küresel finansal istikrarsızlıkların en aza indirilmesi amacıyla oluşturuldu. G7, 2008 küresel finansal krizi sonrasında aktif rol aldı ve kriz karşısında izlenecek politikaları uyumlulaştırmaya yaradı.

G20, G7 ile “yükselen piyasa ekonomileri” arasında diyaloğun kurulmasını sağlayan bir platform olarak geliştirildi. Bu platforma G7 ülkelerine ek olarak Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Kore, Hindistan, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan ve Türkiye dahil edildi. Bunun genişlemenin gerisinde 2008 krizinin küresel etkilerine karşı küresel tepki verilmesi ihtiyacı yatıyordu.

Zirvenin Gündemi
Türkiye’nin ev sahipliğini yaptığı G-20 zirvesi, küresel ekonomik çalkantıların yoğunlaştığı ve deflasyonist eğilimlerin belirginleşmeye başladığı bir dönemde gerçekleşiyor. IMF’in yaptığı tahminlere göre 2016 yılında 2007-9 küresel finansal krizinden beri süren talebin zayıflığı durumu devam edecek. Küresel sermaye çevrelerinin G-20 zirvesinden beklediği, bir türlü çözülemeyen ekonomik sorunların nasıl yönetileceği ile ilgili bir yol haritasının ortaya çıkarılması.

G-20 zirvesinde gündeme gelecek bir başka konu başlığı küresel düzeyde para politikasının nasıl yürütüleceği. Bu konuda ABD ile Avrupa ve Japon yetkilileri arasında görüş birliği yok. ABD kendi ekonomik koşulları gereği faiz oranında küçük de olsa bir artışa gideceğini duyurdu. Ancak başta IMF olmak üzere, çeşitli uluslararası kurumlar ve ülkeler bunun zamanlamasının uygun olmadığı ve bu kararın yeni bir küresel dalgalanmayla sonuçlanabileceğinden endişeli.

Sermayenin Krizden Çıkış Önerileri: Daha Fazla Neo-liberalizm!
Zirveye hazırlık için IMF tarafından hazırlanan dokümanda önümüzdeki dönemde üç temel alanda küresel risklerin ve belirsizliklerin yoğunlaştığı bir döneme giriliyor olduğumuzun altı çiziliyor: (i) Fed’in faiz artırımının getirebileceği finansal istikrarsızlıklar, (ii) Çin’in ekonomik büyümesinin tempo kaybetmeye devam etmesi, (iii) Emtia ve petrol fiyatlarının düşmeye devam etmesi. IMF metni 2015’te dünya ekonomisinde eşitsiz ve ılımlı bir toparlanma olduğunu ve 2016’da bunun sürmesini bekliyor, dünya büyümesi 3.6 olarak tahmin edilmiş ancak bu tahminde gelişmekte olan ülkelerde görülen yavaşlamanın sonlanması varsayımı da var.

IMF’in mevcut durumdan çıkış için yaptığı öneride herhangi bir reform gündemi yok. Bunlardan ilki büyümenin artırılması için gelişmiş ülkelerde parasal genişleme yanında mali önlemlere yer verilmesi. Gelişmekte olan ülkeler içinse iç talebin desteklenmesi gerekliliği Buna ek olarak gelişmekte olan ülkeler için sermaye akımları kaynaklı muhtemel finansal istikrarsızlıklara karşı önlemlerin alınması salık veriliyor.
Kısacası G7 ya da G20 gibi platformları sermayenin ortak aklını oluşturmak ve kriz karşısında eşgüdümlü hareket etmek için kurgulanan toplantılar olarak değerlendirmek mümkün. Ancak öncekiler gibi bu zirvede de önerilen politika seçeneklerinde herhangi bir değişiklik yok. Çözüm paketinin özü, şimdiye kadar uygulanan neoliberal reçetenin daha kuvvetli olarak uygulanmasından ibaret.

Dünyayı Kapitalizmden Korumak
1999 yılında Seattle’da yapılan Dünya Ticaret Örgütü zirvesi sırasında yapılan etkili eylemlerle gündeme gelen küreselleşme karşıtı hareket, her ne kadar somut bir program çıkaramamış olsa da, 2000’lerin ilk yarısında küresel sistemin sorgulanması açısından önemli bir işlev yerine getirdi. Küresel ölçüde 2000’lerin ilk yarısındaki bu birikim, 2008 krizinden sonra “Occupy Wall Street” eylemleri ile başlayan yeni bir eylem/isyan dalgasıyla devam etti. Brezilya’dan, Türkiye’ye, Arap coğrafyasından Asya’ya kadar pek çok yerde karşılık bulan bu yeni isyan dalgasının belki de en çok ilerlediği yer, aynı zamanda krizin maliyetinin tamamen çalışanlara yıkılmaya çalışıldığı Avrupa coğrafyası oldu.

Ancak milyonlarca insanın katılması ve pek çok ülkede görülmesine rağmen 2008 sonrasındaki isyan dalgasının saman alevi gibi sönmesi ve hatta dalga geri çekildiğinde hareket açısından mevcut rejimlerin daha da konsolide olmasının temel sebebi, bu isyan dalgalarının saman alevi gibi parlayarak sönmesi ve sürekliliği sağlayacak program ve kurumsallaşmalardan mahrum olması. Bir yandan harekete dinamizm katarak yaygınlaşmasını sağlayan bu özellikler istikrarlı ve uzun vadeli değişim taleplerini gündeme getiremediği ölçüde sisteme bir tehdit oluşturmaktan uzak kaldı. Bugün sermayenin krize çözüm olarak daha fazla neo-liberalizm önerebilmesinin temel nedeni de burada.

Ne Yapmalı?
Ancak dünya genelinde kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerden, ekonomik ve ekolojik krizlerden yine kapitalizm ile kurtulmaya çalışmak kıstırıldığımız kapanı anlatıyor. Bu kapandan çıkış için makro ölçekte üretimin, tüketimin ve finansın kamusallaştırıldığı, çalışanların iş süreçlerinde ve hayatları üzerinde denetiminin ve yönetime katılma kanallarının güçlendirildiği anti-kapitalist alternatiflerin üretilmesi ve bu alternatiflerle mikro ölçekli mücadeleleri bağlantılandırılacak mekanizmaların oluşturulması dünyayı kapitalizmden kurtarmak için temel gündem.

baslangicdergi.org

Facebook'ta İşçilerin Sesi