10 Ekim katliamı: Adalet arayışı sürüyor

Emek
Görünüm

10 Ekim Ankara Gar Katliamı, iki yıl önce yaşandı 107 insan, sendikaların düzenlemiş olduğu Barış mitingine katılmak üzere toplandığı Ankara Garı’nın önünde 2 canlı bombanın hedefi oldu.

Soruşturma sırasında açığa çıktı ki, bu iki canlı bomba, emniyetin takibinde olan ve biri de Suruç’ta 34 sosyalist gencin ölümüne yol açan canlı bomba saldırganın kardeşidir.

10 Ekim günü mitinge katılacak işçilere, emekçilere, kadınlara yönelik saldırı esasen Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçmeyecek. Aynı zamanda bir siyasal sürecin, siyasal iklimin karartılmasına yönelik hamlelerin bir adımı olarak tarihteki yerini alacaktır.

Bu katliam ve önceki Suruç katliamı veya Diyarbakır’da 7 Haziran 2015 milletvekili seçimlerinin hemen öncesinde HDP mitinginde patlayan bomba bir dizi saldırı (2015 seçimleri sırasında HDP’nin 400’e yakın temsilciliğine saldırı olmuştu), ‘tek adam’ rejimine giden sürecin siyasal atmosferini yaratmak için devreye kondu.

7 Haziran 2015 seçimlerinden HDP’nin 80 milletvekili ve 6 milyondan fazla oyla çıkarak üçüncü parti seviyesine yükselmesi,, AKP’yi tek başına hükümet kurmaktan mahrum bırakıyordu.

Bugün AKP genel başkanı da olan Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı olarak koalisyon sürecini bir yandan çıkmaza sokup uzatırken, diğer yandan siyasi boşluğun yol açtığı zeminde terör olaylarının arttığını ileri sürüyor ve tek başına iktidar olması için AKP’ye bir şans daha verilmesini istiyordu. Nitekim 1 Kasım erken genel seçim kararı uzayan ve çözümsüz kalan koalisyon görüşmeleri ve patlayan canlı bombaların yol açtığı yüzlerce ölüm olayının ikliminde topluma dayatıldı ve AKP yeniden tek başına iktidar olabileceği çoğunluğu seçimlerde elde etmesi sağlandı.

Polis de devlet de aynı

10 Ekim günü bomba patladığında ilk manzara dağılmış, etrafa saçılmış insan bedenlerinin görüntüleriyle doluydu. Kelimenin gerçek anlamıyla bir can pazarı yaşanıyordu ve acılarını biraraya getirmeye çalışan insanlar, sağ kalanlar bir bir ayağa kalktıklarında polis panzerlerinin, TOMA araçlarının toplanan kitleye tazyikli su ile müdahale ettiğine tanık olduk.

Devletin ve polisin olay yerine bu hızlı intikali gözlerden kaçmadı. Ancak aynı şey bombacıların takibi, yakalanması veya ihmali olan kamu görevlilerinin bulunup ortaya çıkartılyması süreçlerinde hiçbir zaman işlemedi. Öyle ki, olay üzerine İçişleri Bakanı Selami Altınok’a gazetecilerin sorduğu ‘istifa etmeyi düşünüyor musunuz’ sorusuna  yanıtı ‘gülmek’ şeklinde oldu.

Geçen yılki anmalardave bu yılki anmalarda daha fazlaca tanık olduğumuz yine polis müdahalesiydi. Devlet ve polis 10 Ekim katliamının takibini istemiyor ve takip edenleri bu işte yıldırmak, elini eteğini çekmesini istiyor. İşte bu yüzden anmalada yine polis müdahalelerine tanık olduk.

Kuşkusuz bu müdahaleler 10 Ekim katliamının takipçilerini, adalet arayışını engellemeye yetmeyecek. Ancak devlet ve polisin katliam karşısında cinayeti aydınlatma, hak arama, adalet arama yönünde olmadığını ortaya koyacak.

10 Ekim katliamınıntakipçisi olmalıyız

Katliamı yapanlar ve bundan siyasi yarar umanlar işçilerin, emekçilerin düşmanlarıdır. 10 Ekim mitingi, Türkiye’de barış ve demokrasi talep eden sendikaların, meslek örgütlerinin, siyasi partilerin düzenlediği bir eylemdi. İşçi, emekçilerin eylemine düzenlenen çanlı bomba saldırısı, bu sebeple emek ve işçi düşmanıdır. Bu saldırının sorumlularını açığa çıkartılmasını engel olanlar, bu davayı takip edenyleri yıldırmak üzere harekete geçenler emekçi düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyorlar ya da bu katliamdan benzer çıkarlar elde etmiş olmalılar.

10 Ekim katliamının ardından iktidar çevrelerinin döktüğü timsah gözyaşının ölenlerin yakınlarının yaralarını sarmadığı gibi, adalet arayışının karartılmasına hizmet ettiği görülüyor. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen hala bir sonuç alınamadı.

10 Ekim katliamı sonuç alınamayan adalet arayışlarında bir ilk mi? Hayır! Sivas, Gazi katliamlarının akıbetleri de ortada. Belki Hrant Dink cinayeti bir parça aydınlanacak oluyor onun da nedeni AKP ile FETÖ çatıymasından başka birşey değil. Birbirlerinin açıklarını ifşa ettikleri için Hrant Dink cinayeti aydınlanabilecek.

Türkiye egemen sınıfları hiçbir zaman açık, şefffaf ve demokratik olmadılar. Büyük cinayet, katliam ve işbirliklerinin açığa çıkması için, ya iç kavgaya tututuşmaları ya da kaza eseri, Susurluk’ta yaşanan trafik kazasının açığa çıkarttığı çete-devlet-siyaset ilişkisi gibi, olaylara iş kalmıştır.

Demokrasi ve özgürlük taleplerine bu sebeple devlet, yargı, polis ve mevcut siyasi kurumlar üzerinden ulaşmak imkansız gibidir. Yıllara ve sonra da zaman aşımına kalır. Adalet sadece bir yürüyüş yapmakla da gelmeyecektir.

Halkın adaleti, ancak işçilerin, emekçilerin birleşerek artık yeter, demokrasi, özgürlük ve adalet en çok bize lazım diyerek işin içine girmeleriyle sağlanabilir. Aksi halde, katliamların sorumluluarının açığa çıkması imkansızdır.

İşçilerin Sesi Gazetesi Ekim 2017, Sayı 67

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS