Faşizm olgusu üzerine...

Mücadele
Görünüm

Ernest Mandel, Troçki’nin Faşizme Karşı Mücadele başlığı altında toplanan makalelerine yazdığı giriş yazısında, “Faşizmin tarihi aynı zamanda faşizmin teorik tahlilinin de tarihidir” demektedir.

Farklı faşizm deneyimleri yaşanmış ve bu da teoriye katkı yapmıştır.

Yeni bir olgu

Faşizm, Marksizm açısından yeni bir toplumsal olgu sayılır. Marks, Engels, Lenin ve Rosa Lüksemburg faşizm dönemini yaşamadı. Bu görev esas olarak Troçki, Clara Zetkin gibi Marksistlere düştü.

Troçki, Bolşeviklerin büyük umut bağladığı Alman Devrimine olan yakınlığı sebebiyle Alman Komünist Partisi’nin politikalarını analiz etmeyi aralıksız sürdürdü. Hitler rejiminin iktidara gelişinin siyasi sonuçlarını, taktik düzeye varacak incelikte ele aldı.

Troçki İspanyol Devrimi ve Fransa Nereye Gidiyor başlıkları altında toplanan yazılarında ise, bu ülkelerdeki devrimci hareketlerin karşılaştığı faşizm tehlikelerini değerlendirdi. Almanya, İtalya ve İspanya’da faşizmin zaferi, uluslararası kapitalizmin krizine verilen burjuva yanıtlar olmuştu.

Clara Zetkin de III. Enternasyonal'de faşizm olgusunu ele alan liderlerden biriydi.

İki faşizm tanımı

Lenin’den sonra Dünya sosyalist hareketine yön veren akım Sovyet bürokrasisinin siyasi sözcüsü Stalin oldu. Troçki ‘karşı devrimci’ ilan edilip düşünceleri hep görmezden gelindiği için, Troçki’den farklı bir değerlendirmeye ihtiyaçları vardı. Komintern yöneticilerinden Bulgar komünist Georgi Dimitrov’un Faşizme Karşı Birleşik Cephe kitabındaki analizleri referans aldılar. Stalin’in ciddi bir analizi mevcut değildir. Bu yüzden resmi komünist hareket (Sovyetik hareket) ve sonrasında ortaya çıkan Maoizm ve Kastroculuk da, Troçki’nin bütün düşüncelerinden uzak durdular.

Dimitrov’un faşizm tezi ise, son derece esnek ve esasen hiçbir şey söylemediği için kapsamı çekiştirilerek genişletilebilecek tiptedir. Dimitrov’a göre faşizm, “finans kapitalin en gerici diktatörlüğüdür”. Hepsi bu kadar. Ne tarafa çekmek isterseniz o tarafa çekebilirsiniz.

Öyle ki, böyle bir tanım olağan rejimleri de kapsar, askeri diktatörlükleri de, totaliter rejimleri, bonapartist rejimleri de. Bu sebeple geleneksel komünist hareket içinde faşizm kavramı her an her yerde kullanılan bir araca dönüşmüş, içeriksizleşmiş, anlamını yitirmiştir. Sürekli faşizm, gizli faşizm, açık faşizm gibi ilave sıfatlar getirilmek zorunda kalınmıştır.

Bir de “sosyal faşizm”

meselesi var

Bu kavramlaştırma III. Enternasyonal’in (Komintern) ‘üçüncü dönem’i olarak tanımlanan yıllarına ait, aşırıcı bir ifadedir. Alman sosyal demokratlarını sosyal faşist ilan eden Komünist Parti, faşizme karşı Almanya’da bir işçi cephesi oluşturulmasının önüne geçmiş, Hitler bu bölünmenin arasından sıyrılarak seçimleri kazanıp hükümet olabilmişti. Daha sonra iktidarı terk etmedi ve İkinci Dünya Savaşına varan siyasi sürecin fitili, bu seçimlerin ardından yakılmış oldu.

Günümüzde daha çok Maoist kökenli gruplar sosyal faşizm tezini kullanmaktadır. Örneğin Türkiye’de TKP’den CHP’ye kadar bir dizi siyasal oluşum sosyal faşittir ve asla yan yana gelinmemesi gereken akımlardır. Günümüzde bu kavram bu derece keskin bir kullanıma açık değil. Bugün ‘sosyal faşizm’ terimi pek kullanılmıyor.

Troçki’nin analizi

Troçki’nin analizinde faşizmi diğer burjuva yönetim biçimlerinden ayıran yönler üzerinde durur. Faşizm, sermayenin içine sürüklendiği derin bunalımdan çıkmak için artı değeri merkezileştirmek ihtiyacını işçi hareketini alt etmekle elde etme girişimidir. Ekonomik krizin çılgına çevirdiği küçük burjuvazi, lümpen proletarya kitlelerine dayanan kitle terörüdür. Yeni tipte totaliter bir yönetim biçimidir.

Faşizm ve demokrasi arasında, sınıf karaterleri bakımından bir fark yoktur. Her ikisi de burjuva diktatörlüğüdür. Ancak demokrasi, işçiler ve yoksulların örgütlenmesine olanaklar veren bir biçimken, faşizm işçi sınıfına ait tüm kazanımları, kurumları, dernek ve partileri, yayınları ortadan kaldırmaya yönelir. Milis güçleriyle esasen toplumun en kılcal damarlarına kadar nüfuz ederek yürütülen bir soykırımdır. Almanya’da Yahudiler ve komünistler soykırımın merkezinde yer almıştır.

Troçki büyük sermayenin kriz döneminde başvurduğu bu yönetim biçiminin çok özel bir ‘diktatörlük’ olduğu kanaatindedir. Burjuva demokrasileri de zaten ‘burjuva diktatörlüğü’dür ki, küçük bir azınlığın büyük çoğunluk üzerinde devlet eliyle kurduğu rejimdir.

Clara Zetkin’in katkısı

Alman devrimci Zetkin, bu özel durumu ifade etmek üzere ve Macaristan’daki Horthy rejiminden faşizmi ayırmanın önemi belirttikten sonra, şu vurguyu yapar: Faşizimde durum daha farklıdır. Faşizm hiçbir şekilde proletaryanın mücadeleci başkaldırısına karşı burjuvazinin intikamı değildir. Tarihi, nesnel olarak değerlendirildiğinde faşizm Rusya’da başlatılmış olan devrimi devam ettiremediği ve daha ileri götürmediği için proletaryanın çekmek zorunda kaldığı bir cezadır. Ve faşizmin taşıyıcısı küçük bir kast değil, aksine geniş sosyal tabakalar –proletaryanın içinde de uzantıları olan- büyük kitlelerdir.

Analizden siyasete

Faşizm olgusu ve kavramının sık ve yanlış kullanımı üzerinde durmak istiyoruz. Her baskı biçimini, somut olarak söylersek OHAL’i veya 696 sayılı kararnamenin sonuçlarını, gazetecilerin tutuklanmasını derhal faşizm olarak tanımlamak yaygın eğilimdir.

Oysa ki, bu gibi tanımlamalar gerçek bir faşizm tehlikesini küçümsemek olur. İşçi sınıfının devrimci mücadelesinde izlenecek taktilerin neler olacağını belirlemek, işçi sınıfının kazanımlarını korumak ve faşizme karşı daha iyi savaşmak için doğru analiz ve siyaset gerekli.

Ancak ‘finans kapitalin en gerici diktatörlüğü’ tanımından yola çıkarak işçi sınıfı için bir pusula oluşturmak mümkün değildir. Faşizmi, onun döl yatağı olan kapitalizme son verecek bir mücadeleyle birlikte ele almak gerekir. Aksi halde ‘anti-faşist’ mücadele liberal burjuvazinin iktidarını güçlendirmekten başka bir sonuca yol açmayan bir anlam kazanacaktır.

İşçilerin Sesi Gazetesi Sayı 70, Ocak 2018

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS