Yıkılsın sömürü, baskı, rüşvet düzeniniz!

Mücadele
Görünüm

ABD’de ha başladı ha başlayacak denilen Rıza Zarrab davası nihayet başladı. Dava o kadar çok ertelendi ki, sonunda altından çapanoğlu çıktı, Zarrab yargılayan tarafa geçti.

Bu yer değişikliği, Türkiye’de iktidar çevrelerini telaşa düşürdü. Öyle ki, ödüllere boğup, ‘önüne yattıkları’ Zarrab, birden casus oldu. Zarrab’ın Türkiye’deki mülklerine, yalılarına, uçağına, yatına el kondu. Sadece onun değil yakınlarının malları da listeye dahil edildi.

Bu dava, düzenin nasıl pislik içinde yüzdüğünü gözler önüne seriyor. Havadan nasıl milyon dolarlar kazanıldığını gösteriyor. Bin 400 lira asgari ücretle sefalete sürüklenen on milyonlarca insanın gözüne baka baka, sahte evrakla ihracat yapıp İran parasını komisyon karşılığında transfer ettiler. Erdoğan ve AKP hükümeti buna siyasi izin verdi, Halk Bankası bunun ajanı oldu.

Eğer bunun onda birinin açığa çıktığı bir başka ülke olsaydı, siyasiler sorumluluk gereği istifa eder yargı da bu iddiaları ciddiye alıp soruşturma başlatırdı. Türkiye’de bunun tersi oluyor.

Zarrab’ı var eden siyasiler kendilerini haksızlığa uğrayan mağdurlar olarak gösteriyorlar. Davayı Türk milletine açılmış sayıyorlar ve mahkemede açığa çıkan rüşvetten söz edenleri casus, FETÖ’cü ilan edip yargıya taşıyorlar. Bırakın istifa etmeyi, yüzlerinde en küçük bir utanma ifadesi bile görmüyorsunuz.

Yargının tam bir iktidar kuklası haline dönüştüğü bugünkü Türkiye’de adalet, demokrasi, barış, insan hakları gibi temel haklar ayaklar altına alınmıştır. Siyasi partilerin hiçbir güvencesi yok. Tutuklu CHP ve HDP vekillerinin varlığı, açılan davalar, hazırlanan fezlekeler bunu apaçık ortaya çıkarıyor.

OHAL kapsamında alınan önlemler grev yasaklarına, tophlantı ve gösteri yürüyüşlerinin engellenmesine, kapalı salon toplantılarının yasaklanmasına, sokağa çıkma yasaklarına dönüşüyor. Tam bir baskı rejimi kurulmaya çalışılıyor.

Bir yanda rüşvet, sefalete, işsizliğe mahkum edilen emekçiler ve anti demokratik baskılar diğer yanda oyuncak haline getirilen milyon dolarlar, ayakkabı kutularıyla sevk edilen rüşvet düzeni. Böyle bir düzende adalet olur mu?

Türkiye’nin içine sürüklendiği koşullar demokratik değerleri iktidar partisinin keyfine bırakıyor. Burjuva hukuku dahi uygulanmıyor. Tek hukuk AKP kabilesinin çıkarları, beyfendinin arzuları oluyor. Öyle ki, CHP elindeki belgeleri onaylatacak Ankara’da noter bulamıyor. Her noter biliyor ki, bu belgeleri ‘aslı gidir’ diye onaylasa başı beladan kurtulmayacak. Yargı da böyle. Gönüllü olanlar dışındaki hakimler, savcılar adına ne kaldıysa onlar bile ‘yerimden olur muyum’ kaygısıyla AKP’nin suçlarının üzerine gidemiyor, soruşturma açamıyor.

Bu koşullarda AKP ile hesaplaşmayı 2019 yılında yapılacak seçimlere havale eden CHP kurmayları, halkın mücadelesinin önünü açmak yerine meclis kürsüsünden yüksek sesle saydırmayı muhalefet sayıyor. Böylece kendi bindiği dalı da kestiğinin farkında değil.

CHP liderliği söz söylemekten korkmuyor ama halkın sokağa çıkmasından o da AKP gibi korkuyor. Düzen yıkılır sonra ve yıkılırsa ortada AKP kalmayınca CHP’ye de gerek kalmaz!

Bu nedenle Türkiye’de adil bir seçim sistemi, Yüksek Seçim Kurulu, adalet kurumu varmış gibi davramak ipe un sermek olur. Mücadeleyi bugünden başlayarak örgütleyecek bir acil program, siyasi cephe oluşturulması acil olarak gereklidir.

Bunun temeli ise, OHAL’e rağmen mücadeleden vazgeçmeyen Zonguldak Maden işçisi, Şişecam işçileri ve toplu sözleşme sürecini eylemli mücadeleye çeviren otomotiv işçileri, Adıyamanda tütün üreticisinden başkası değildir.

Yani 100 yıl önce Rusya’da olduğu gibi, işçilerin ve köylülerin mücadelesine, bu mücadeleyi örgütleyecek bolşevik tipte bir partinin inşasına ihtiyaç var.

İşçilerin Sesi Gazetesi, Sayı 69, Aralık 2017, Başyazı

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi