1 Mayıs'ta alan değil, sınıf politikası eksik

Mücadele
Görünüm

Bu yıl 1 Mayıs, 16 Nisan referandumunun gölgesinde kaldı. Sendikalar, sosyalist parti ve gruplar esas olarak 16 Nisan referandumunda 'hayır' çıkması için çalıştılar. Başarılı da olduk.

'Hayır' sayısal olarak sandıktan çıkmadıysa 2 milyon 500 bin mühürsüz oy pusulası 'evet' tercihine eklendiği için oldu. Kayıtlı yolsuzluklar, hileler belgelendi. 'Hayır' seçeneğinin sandıktan güçlü biçimde çıkması karşısında bizzat Yüksek Seçim Kurulu ve iktidar eliyle sonuç tersine çevrildi. Bunu sadece biz değil, AGİT'ten AKPM'ye kadar bütün dünya görüyor; tabii ki, Tayyip Erdoğan, YSK ve AKP hariç. Onlar görmek istemiyor!

Referandum hengamesinin hemen ardından 1 Mayıs geldi. Hazırlıklar için 10 günden az bir süre kalmış oldu. İlerici sendikalar ve meslek örgütleri önce Taksim Meydanını, ardından Kadıköy sahil meydanını talep ettiler. Hükümet bu iki yeri de vermedi. Geriye Bakırköy Pazarı kaldı. Geçen sene olduğu gibi bu sene de bu daracık, çukur ve yürüyüş yapma olanağının kısıtlı olduğu bir meydanda, halktan izole bir miting alanı kaldı. Buna da razı oldular.

Söz konusu 'rıza' kendini gizleyebilmek için Hayır'ı sokaklarda savunan gençleri, referandumda elde edilen 'hayır' oy oranını 1 Mayıs sürecine şeklen dahil etti. Sanki kendilerinin de içinde yer aldığı bir mücadele varmış, sürdürülüyormuş havası yaratıldı. Oysa ki, Hayır resmiyette kaybeden taraftır ve buradan bir başarı öyküsü yazılamaz. İleriye doğru bir hamle yapmanın zemini olamaz. Nitekim, eğer kazanan taraf iddia edildiği gibi 'hayır' cephesi olsaydı, Bakırköy Pazar meydanına kimse razı olmazdı. Sendikaların bu rızası, Hayır ruhuna ne kadar uygun?

Diğer yandan Hayır ile 1 Mayıs arasında kurulmak istenen zorunlu bağ, sınıf politikası açısından yanlıştır. DİSK'ten Haziran Hareketine ve HDK'ye kadar birçok sendika ve siyasi kurum 1 Mayıs bildirisinin başlığında, ruhunda 'Hayır'ı esas aldı. Oysaki, Hayır politik bir tercihtir. 1 Mayıs ise, işçi sınıfının politik tercihlerinden bağımsız olarak, işçi sınıfı taleplerinin egemen olduğu bir mücade günüdür. Sendikaların Hayır ile 1 Mayıs'ı birbirine zorunlu biçimde bağlamaları, 1 Mayıs'ın ne olduğunu hala anlamadıklarını gösteriyor: 1 Mayıs işçi bayramıdır. İşçilerin mücadele günüdür. 131 yıl önce 8 saatlik iş gününü elde etmek üzere her siyasi görüşten işçi birlikte mücadele etmişti. Bugün de işçi mücadelelerine bakarsanız işçilerin politik görüşleri sebebiyle değil, talepleri sebebiyle biraraya geldiğini görürüz. Hayır ile 1 Mayıs arasında ilinti kuşkusuz kurulabilir; ancak zorunlu bağ kurulamaz. Eğer böyle siyasi bir bağ kuracak olursak, DİSK'in üyelerinin 'evet' tercihini seçmemiş işçilerden oluşması gerekirdi ki, böyle bir idda gülünç olur. Bir işçinin referandumda Hayır oyu vermiş olması ne kadar değerli ise, bir başka işçinin evet oyu verdiği halde 1 Mayıs'a katılması o kadar değerlidir.

Sendikalar ve meslek örgütleri, bu yılki 1 Mayıs kararlarıyla işçilere, tıpkı CHP'nin, sokağa çıkarak oyuna sahip çıkan kitlelere verdiği cevaba benzer bir 'kurumsal'lıkla cevap vermiş oldular. CHP sokağa çıkan gençlere karşı nasıl 'kurumsal' davrandıysa, sendikalar, meslek örgütleri de 'kurumsal' sorumluluk ile işçi sınıfı siyasetiyle arasına mesafe koydu.

Sendika yönetimleri 10 Ekim Ankara katliamının gölgesini kitle eylemlerinin üzerine karabasan gibi çöküşünü bahane etmişti. Bu yıl ise, OHAL başta olmak üzere referandum 'yenilgisi' üzerimize çökmüş görünüyor. Ama onlar bu durumu, mücadeleyi sürdürüyoruz diye satmaya çalışıyorlar. Yaptıkları tek şey devletle ve sermayeyle ciddi bir kavgaya girmemek oluyor, günü kurtarıyorlar.

Diğer işçi konfederasyonları ise, evlere şenlik. Türk-İş'in Ankara'ya, Hak-İş'in Erzurum'a miting organize edişi, sendikal hareketin mevcut halini güzel ifade ediyor. Bu iki konfederasyon İstanbul'da yapılacak izinli bir mitinge bile üye sendikalarının katılımını istemiyor, engelliyorlar.

Sendikal hareketin 'kurumsal' ve bürokratik kararları karşısında kuşkusuz Taksim Meydanı'nı 1 Mayıs alanı kabul ederek Taksim'in açılması için bu yıl da zorlama kararı alan sosyalist grupların haklı gerekçeleri var. Ancak burada da Taksim-1 Mayıs alanı arasında zorunlu bağ kurularak, sınıftan kopuk hareket edilmeye devam ediliyor. Devrimci, yürekli bir hamle olarak Taksim'e çıkmayı savunmanın duygusunu kuşkusuz paylaşıyoruz. Ancak bunun tek başına bir sınıf politikası olmadığını ifade etmeliyiz.

Bugün devrimci sosyalist cenahın dün olduğu gibi  ne sendika bürokrasisini alt edecek ne de Taksim Meydanını özgürleştirmeye yetecek gücü var. Mevzubahis1 Mayıs olduğu için, bütün eleştirilerimizle birlikte işçilerin kitlesel olarak katılma olanağı bulacağı alanlarda yer almak doğru olur. Sendika bürokratlarının sınıf dışı, mücadeleden kaçan politikalarını Hayır ile ya da kurumsal sorumlukla gizlemelerini teşhir etmek gerekir.

Taksim ısrarını değerli bulsak da şunu da yapmayacağız: Saat 11.00'de Taksim'e, saat 13.00'de Bakırköy Meydanına gitmek gibi, iki yerde birden olmak gibi tutum almayacağız. Sendikacıların bu teslimiyetçi politikalarını hem eleştirip önce Taksim deyip sonra da Bakırköy Pazarı Meydanına gitmek, ilkeli bir duruş saymıyoruz.

Devrimci sosyalistlerin gerçek bir sözü olacaksa, işçi sınıfı içinde her seviyede örgütlü güce erişmeleriyle mümkün olacak. Esas görev budur.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi