Pahalılığı önlemek için haksız savaşa son verin!

Mücadele
Görünüm

AKP hükümeti ekonomik kriz duvarına tosladı. Öyle tosladı ki, AKP-MHP siyasi ittifakı bile onu kurtarmaya yetmeyebilir. Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında halk birinci sorun olarak ekonomik krizi işaret ediyor. Hükümetin izlediği ekonomi politikasına destek azalıyor.

AKP hükümetinin sözcüleri kabul etmese de, fiilen halk kesimlerinde yaşanan yoksulaşmanın ve ekonomik krizin siyasi tercihlere yansıyacağının farkında olmalılar ki, hızla seyyar Tanzim Satış Mağazalarını büyük şehirlerde açıyorlar. Bu mağazaların göstermelik olduğu çok açık, çünkü yetersiz sayıda açıldı. Üstelik ömrü 3 ay olacakmış. Yani seçimlerden sonra her yer tufan...

Her üründen (domates, soğan, patetes, sivri biber...) sadece 2 kilo alabildiğiniz bu satış noktalarında uzun kuyruklar oluştu. Fiyatların dörtte bir ucuz olması ise, belediyelerin aradaki farkı kapatması sayesinde mümkün oluyor. Yani üretici ucuzlatacak durumda değil. Mazot, gübre, ulaşım ucuzlamadı. Sadece belediyeler sponsor oldular.

Seyyar Tanzim Satış Mağazaları yoksulluğu önleyecek yeterlilikte değil. Amaç seçim arifesinde seçmenlerin gözünü boyamak. Üstelik bu uygulama CHP’li İzmir Belediyesinin yıllar önce başvurduğu bir ara çözümdür. AKP, her türlü belanın sebebi saydığı CHP’nin uygulamalarını devreye sokmak mecburiyetinde kalıyor, çünkü çaresizdir.

AKP hükümeti seçim stratejisini ‘beka’ sorunu üzerine kurmaktadır. AKP’ye itiraz edenleri her yerde ‘terörist’ sayıyorlar. Son olarak ‘Market terörü’ diye sunulan yeni modelde, düşmanlaştırdığı kesim esnaf ve üretici köylüdür. Bizzat AKP’ye oy veren kesimler Cumhur İttifakı’nın saldırı hedefi arasında yer almakta, suçlanmaktadır.

Tayyip Erdoğan yoksulluğu ve satın alma gücündeki gerilemeyi kabul ediyor. Düzenlediği bir seçim mitinginde söylediği gibi, mesele domates, patates, patlıcan fiyatları değil; çünkü onlar çok yüksek. Mesele mermi fiyatının yüksekliğidir. Mermi fiyatı yüksek olunca, savaş giderleri artıyor. Pahalılık buradan geliyor. Erdoğan’ın sözlerinin tercümesi budur.

Tayyip Erdoğan’ın ilk gündemi savaş ve mermidir. Yoksulların, emekçilerin gündemi ise, ekonomik kriz, yoksulluk ve işsizlik. Bu iki gündemin birarada yürümesi mümkün değil. Ya biri ya da diğeri esas gündem olacaktır.

AKP-MHP bize savaşı, ölümü, mermi fiyatını dayatıyor biz ise, iş, ekmek ve siyasi özgürlük talep ediyoruz. Bu iki çizginin uzlaşması da mümkün değil.

Bu savaş emekçi halkın çıkarlarına olan bir savaş değil. Haksız savaşın ekonomik sonuçları bile pahalılık olarak halka fatura edilmektedir. Yani Suriye savaşı, Kürtlerle savaş pahalılığın sebebidir. Pahalılığı önlemenin yolu, haksız savaşlara son vermekle olabilir. Öyleyse çözüm basit: Kirli savaş son bulsun.

Bize dayatılan açlığa boyun eğmemizdir; yoksulluğa boyun eğmemizdir. AKP-MHP’ye göre, eğer boyun eğmezsek, hakkımızı ararsak, ucuz sebze, meyva istersek, grev yaparsak Türkiye’nin ‘beka’ meselesine karşı çıkıyor oluruz.

Toplumun her kesiminde tepki vardır: Emeklilikte Yaşa Takılanlan yüzbinlerce emekçi de kazanılmış emeklilik haklarını talep etmektedir. Emeklilik yaşını 65’e çıkartarak, mezarda emekliliği dayatan AKP hükümetine öfke bu zeminden de gelmektedir.

Anayasal güvenceyle yasal bir parti olarak çalışan HDP, terörize edilmektedir. Tıpkı meyva-sebze ‘terörizmi’ gibi, demokratik siyaset talebi de ‘terörist’ sayılıyor. Hapisteki 110 gazeteci ‘terörist’ sayılıyor. kamu çalışanları arasında AKP düzenine boyun eğmeyen emekçilerin binlercesi KHK ile ‘teörist’ sayılmıştır.

Ülkenin tamamına egemen olan iktidar algısı ya bendensiniz ya da ‘terörist’siniz ikilemine indirgenmiştir. Tüm demokratik muhalefet kanalları kapatılmak üzeredir. Bu koşullarda, yerel seçimlerin siyasi değeri, demokratik siyaset için yerelden demokratik çıkış fırsatı tahrip edilmiştir.

Tüm bu iç nedenlere rağmen, AKP-MHP ittifakı, büyük devletlerin ve büyük sermayenin hala tercihidir. AKP rejimini yerel seçimlerle geriletmek, mevcut güç dengeleri içerisinde yerel seçimler üzerinden gerçekleşmesi imkansızdır.

AKP-MHP’nin geriletilmesi, parçalanması ve demokratik bir düzenin kurulması, ancak krizin yoksullaştırdığı, işsiz bıraktığı, sefalete sürüklediği emekçiler, yoksul köylüler, işsizler ve tüm ezilenlerle birleşik mücadelenin örgütlenmesiyle mümkündür. İşçi sınıfı ve emekçiler seçimlerle değil, mücadeyle kazanabilir. Görev, işyerlerinde ve fabrikalarda her seviyede örgütlenmektir.

İşçilerin Sesi Gazetesi Şubat 2019, Sayı 82, Başyazı

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS