Devrimciler ve sarı yelekliler hareketi

Mücadele
Görünüm

Bu hareketin en önemli görünümü ortaya çıkan kararlılıktır. Hayatlarında ilk defa kitlesel eylemlere katılan bu kitle tüm sendika yöneticilerinin toplamından daha da kararlıdır.

Sarı yelekliler hareketinin son evrimi

Daha önce de belirttiğimiz gibi bu hareket istisna bir olay değildir. İçişleri Bakanlığının verdiği rakamlara göre (17 Kasımda 287 bin , 24 Kasımda 166 bin ve 1 Kasımda 136 kişi yürüyüşlere katıldı) bu harekette bir azalma görülüyor. Ama 1 Aralıkta da görüldüğü gibi bu hareket hem karalılığı ile devam ediyor hem de sosyal bir patlama olasılığı içeriyor. Çünkü bir tarafta vurup dökenler ve diğer tarafta çok efendi sarı yelekliler diye bir gerçek yoktur. Cumartesi günü tutuklananları tüm hafta boyu sorgulayan savcılar bunu somut olarak gördüler. Onlar mahkeme önüne çıkan insanların vurup kıranlar, yağmacılar, baş kaldıranlar olmadıklarını, sadece işçiler, zanaatkarlar, teknisyenler, geçici işlerde çalışanlar ve de çoğunun küçük kentlerden gelen insanlar olduklarını gördüler.

Bir sosyal isyan yaşanıyor ve bu da bir şiddet içeriyor. Bunun en anlamlı olanı Champs-Elysees’de yaşananlar değil, Puy-en-Velay’de ve diğer orta boy kentlerde çok uzun zamanda beri ilk defa yaşanan barikatlar kurma olayıdır. Bazı hasarlara ve şiddet olaylarına rağmen bu hareket kamuoyu tarafından büyük bir desteğe sahiptir. Tabi ki bu durum değişebilir, ama şu ana kadar bu hareket büyük bir kamuoyu onayına sahiptir. 

Bu hareket sınırlı olsa da bizim için çok zengin dersler içeriyor. « İnsanlar hiçbir greve katılmamış olsalar bile, siyasetle hiç ilgilenmeseler bile beklenmedik bir anda ve şekilde harekete geçebilirler ve isyan edebilirler» gibi değerlendirmeleri sıkça yapıyoruz. İşte şimdi bunu yaşıyoruz ! Sarı yeleklilerin bir çoğu ilk defa hayatlarında eyleme geçtiler ve üç haftadan beri dışarıda soğuğun ve yağmurların içinde yaşıyorlar ve de hükümetin yapmış olduğu tüm tavizlere rağmen geri adım atmıyorlar. Onlar da açıkça belirtiyorlar, eğer hükümet bir ay önce geri adım atmış olsaydı bu hareket olmayacaktı. Bu bugün artık çok geç, çünkü talepler sadece vergiler ile sınırlı olmayıp İSF (zenginlere yapılan vergi indirimi) ve CSG (emeklilere uygulanan ek vergiler) ve asgari ücret ile sınırlı değil. Hareket devam ettiği ölçüde de sarı yeleklilerin talepleri daha da artıyor, çünkü onların süre içerisinde öz güvenleri artıyor.

Bu hareketlilik karşısında hükümet hep bir adım geride kaldı : o bir taviz verdiği anda kitleler yeni bir talep ileri sürüyor. Tabi ki tüm bunlar küçük bir seviyede oluyor, ama yine de bu olayların derine doğru gittiğini gösteriyor ve de gerçekten devrimci bir ortamda nasıl hızlı gelişmeler olabileceğini de gösteriyor.

Bu hareketin en önemli görünümü ortaya çıkan kararlılıktır. Hayatlarında ilk defa kitlesel eylemlere katılan bu kitle tüm sendika yöneticilerinin toplamından daha da kararlıdır. Sendika yönetimlerinin gelenekleri ve emekçilere aktardıkları gelenekler ; önce gidip valilikten izin alıp güzergah belirlemek, genellikle emekçilerin yüzünü bile görmedikleri sendika liderlerinin tertiplenen genel toplantılara gelip güzel laflar etmeleri vb. şeylerdir.

Tabandaki emekçiler sendikanın önerdikleriyle veya önermedikleriyle hemfikir olmadıklarında başka bir şeçenekleri yok gibidir. Bu nedenle de şu sıralar en büyük mücadeleci çevreler bu sendika liderliklerinden en uzak olan çevrelerdir.

Bu hareketin ta ilk başından beri en büyük sorunu, hareketi destekleyen kitlenin araba ile geçerken sarı yeleklileri desteklemek amacıyla korna çalmakla sınırlı kalmasıdır. Bu hareket devam edecek mi ? Şiddet olayları yaşanacak mı ? Böyle bir şey olursa, bunun hareket üzerine etkileri ne olur ve hükümetin siyasetini nasıl etkiler ? Tüm bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Macron seçildiğinden bu yana bizler bu iktidarın istikrar görüntüsünün gerçeği yansıtmadığını fikrini savunuyoruz. Macron, iktidar değişikliği konusuna bir çözüm getirdi. Ama onun iktidarı sadece büyük burjuvaziye hizmet veriyor ve bu siyaseti kitlelerin kriz nedeniyle yaşadığı sorunlara çözüm getiremeyeceği gibi uyguladığı siyaset bu krizi daha da derinleştiriyor. 

Bu yaklaşımı bizler ta başından beri yapıyorduk ve bu bugün artık bir gerçektir. Hükümetin düşme olasılığı hızlı bir şekilde gelişti ve bugün ise siyaset yorumcuları bunun olasılığının ciddi olduğundan söz ediyorlar.

Siyasi kriz artık gündemdedir ve gayet de derindir. Hükümet şimdi yeniden ortalığı yatıştırsa da bu kriz devam edecektir. Macron artık kitlelerin gözü önünde iyice yıprandı ve bu nedenle de burjuvazinin ona olan güveni de sarsıldı.

Mülk sahipleri ve burjuvazi için Macron artık görevini yerine getiremiyor. Bundan 18 ay önce Macron büyük burjuvazinin , banka sahiplerinin vb. çok hoşuna gidiyordu. Ama şimdi Macron küçük bir olay için, akaryakıt zammı için ülkeyi ateşe verdi ve bu nedenle de burjuvazi artık ondan eskisi kadar memnun değil.

Burjuvazinin istediği, ona hizmet veren siyasi personelin toplumu iyi yönetip düzeni iyi korumasıdır. Yani zenginler için olan bir siyaseti uygulamasını becermesidir. Şimdi ne görüyoruz : Macron’u ilk başlarda destekleyen Royal (Hollande’ın eski eşi), Hollande ve Cohn-Bendit gibi kaşarlanmış siyasetçiler, Macron’un kendini çok beğenmiş olduğunu ve gerektiği zaman geri adım atmasını bilemediğini, gibi yorumlar yapıyorlar ve de bu da şüphesiz burjuvaların da görüşüdür.

Bu kriz burjuvazi için gerçekten endişe vericidir, çünkü Macron’a karşı ifade edilen güvensizlik ayni zamanda devlete karşı da oluşmaya başladı. Hem Macron’nun hükümetine hem de devlet kurumlarına karşı endişeyle bakılıyor. 1 Aralık’ta yaşanan şiddet olaylarına, vurup kırmalara, polislerle olan kavgalara rağmen sarı yeleklilerin büyük bir çoğunluğunun bunu anlayışla karşılamaları ve kabullenmeleri ve de üstelik harekete geçen kitlelerin çoğunluğunun da onaylaması, kitleler arasında önemli bir bölümün devlete karşı mesafe koymasını gösteriyor.

Muhalefetin tümü (aşırı sağ, sağ, SP, LFI, FKP…) Macron’a karşı çok sert tavır aldı. Önce Dupont-Aignan ve Wauquiez (sağcı liderler) sarı yelek giydiler, Hollande ise sarı yelekliler ile fotoğraf çektirmekten ve onu koltuğundan eden genç rakibinden intikam almasından mest olmuş görünüyordu. İntikam böyle bir şeymiş ! İşte Hollande bunun tadına bakıyor. 
 
Şimdi, ülkedeki bütün politikacılar Macron’a ders veriyorlar. Buna, şu veya bu dönemlerde iktidarda bulunmuş ve bundan dolayı da bu durumla ilgili büyük sorumlulukları olanlar da dahildir. Bunların hepsi de bu sosyal patlamaya karşı bir çözümleri olduklarını iddia ediyorlar. 
 
Macron’a karşı hep birlikte karşı olup sarı yeleklileri desteklemek, onları anlayışla karşıladıklarını söylemek sadece bir görüntüden ibarettir. Bu harekete katılan militanlar arasında çok farklı çevrelerden gelenler olduğu için, onu şu veya bu yöne çekmeye çalışanların olmasına yol açıyor. Hareket hükümetin vergi siyasetine karşı sınırlı kaldığı ve burjuvaziye saldırmadığı müddetçe her parti kendi siyasetini öne çıkarmaya çalışıyor. 
 
Ama tüm bunlara rağmen muhalefet partilerinin hepsi de kendilerini burjuvaziye karşı sorumlu hissedip toplumsal barış çağrıları yapıyorlar. Macron’u veya İçişleri bakanını istifaya çağırmak veya Meclis’i fes edip yeni seçimler istemek radikal görünebilir. Ama tüm bunların hedefi sokaktaki mücadeleye son verip olayı düzen çerçevesi sınırlarına geri getirmektir. 
 
Bu hareketin hangi yöne ağırlıklı olarak gideceğini şimdiden söyleyebilmek çok erkendir. Bu hareket siyasi olarak hangi yöne evrilecek ? Bazı sarı yelekliler bir siyasi parti oluşturmak istiyor. Hatta aralarından bazıları Avrupa seçimleri için bir liste oluşturmak istediklerini açıkça belirttiler. Ama bu hareketin bir resmi temsilci oluşturmaktaki güçlükleri göz önünde bulundurulduğunda böyle bir şeyin zor olacağı görülüyor. Tabi ki imkansız da değil.

İtalya’da 5 Yıldız Hareketi örneği vardır. Çok eğilimli olmasına rağmen bu hareket 2009’dan sonra Beppe Grillo etrafında toparlandı. İlk başlarda Grillo hiç de militan falan değildi. Sadece komik bir televizyon olayı idi. Yani bir hareketin oluşması bazen çok şaşırtıcı olabilir. 
 
İspanya’da 2011’de oluşturulan 15M (Öfkeliler) hareketi Podemos’u kurdu. Bu hareket şüphesiz sarı yeleklilerden daha kitlesel idi ve sol eğilimlidir. Sarı yelekliler arasında en alt seviyedeki temeller üzerinde, yani geleneksel partileri dışlayan bir çizgide bir oluşum olasılığı olanak dışı değildir.

Diğer bir olasılık ise hareket çelişkili siyasi baskılar altında kalarak tamamen dağılabilir de. Medyada görüldüğü gibi tüm muhalif partiler bu hareketi alet olarak kullanıp kendilerine çekmeye çalışıyor. Bu olay sadece televizyon kanallarıyla da sınırlı değildir ! Bu hareket kendiliğinden bir harekettir söyleminin gerçekten neyi içerdiğini anlamak gerekir. Sarı yelekliler hareketi içerisinde bir sürü siyasi etkiler bulunuyor. Aşırı sağ ta başından beri bu hareket içerinde yaygın bir şekilde vardır. Bu hareketin bazı girişimleri Fransa Ayağa Kalk (DLF, sol eğilim) veya Ulusal Birlik (UB, aşırı sağ eyilim) aracılığıyla yapıldı. Bunun somut örneğini 20 Kasım günü Somme eyaletinde sarı yeleklilerin bir kamyon içerisinde gizlenmiş bulunan kaçak göçmenleri teşhir etmeleri ile ve bundan dolayı da övünmelerini gördük. Bu milliyetçilik, Marakeş (FAS) anlaşmaları sonucu Fransa’nın sınırlarını yabancı göçmenlere açma zorunluluğunu getirmesiyle zirve yaptı. Sarı yeleklilerin çoğu sonuç itibarıyla göçmen düşmanı söylemlere katılmadı. Eylemlerde Fransız bayrağının hep öne çıkarılması olayını aşırı sağa mal etmek de doğru değil. Çünkü bunlar çoğu zaman FKP’nin, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) veya sendikacıların işidir. Bu özellikle kamu hizmetleri konusunda yapılan vurgularda öne çıkıyor.

Bu hareket içerisinde bir mücadele yaşanıyor ve bu da toplumda var olan bölünmeleri yansıtıyor. Bunun sonucunda kim yararlı çıkacak ? Melenchon mu yoksa UB mi ? Bu hareket binlerce kadın ve erkeğe kitlesel eylemlere katılma hevesini verdi, ama diğer yandan yarın ırkçı ve yabancı düşmanı aşırı sağcı militanların etkisiyle göçmenlere veya işçi hareketine karşı olan komando gruplarının oluşmasına da yol açabilir. Bu hareketi genel olarak çok sempatik buluyoruz, çünkü hareket içerisinde mücadele eden emekçiler ve bizimle rahatça konuşan insanlar buluyoruz. Ama onların çoğunluğu genellikle bizimle değil başka akımlarla ve de bir sürü ön yargılar taşıyanlarla içli dışlıdırlar. 
 
Mücadelelerin yükseldiği dönemlerde devrimci fikirlere olduğu gibi gerici fikirlere de ilgi artıyor. Gidişat önceden belirlenmiş değil. Bu bir mücadele sonucu belirlenir. İşte bu ortamda, gücümüz çok sınırlı olsa da olsa görevimiz emekçilere olayların yönünü değiştirecek bir siyaset önermektir. 
 
Sarı yelekliler hareketi sosyal olarak çok farklı çevreleri kapsıyor : bu hareket içerisinde Fransa’nın taşra bölgelerinde yaşayan emekçiler, emekli emekçiler, işsizler ve çok sayıda zanaatkarlar, kendi iş sahipleri olanlar, bağımsız çalışanlar ve çiftçiler bulunuyor. Bunlara ek olarak birçok küçük kentte yaşayıp ulaşım için motor kullananlar. Bunları ise sosyal olarak sınıflandırmak zordur. Çünkü sosyal konumları bölge ve kentlere göre çok değişiyor. Bunu eylemlerin yapıldığı yol kavşaklarında çok kolay görüyoruz.
 
Bu hareket içerisindeki proletarya ise genellikle çok dağınık olup temel olarak küçük iş yerlerinde çalışıyor, genellikle sendika üyesi olmayıp ilişkileri daha çok zanaatkarlar ve küçük esnaf çevreleriyle sınırlıdır ve de hayat seviyeleri onlarınkine benziyor. Kuaförlerin, çiçekçilerin, inşaatlarda çalışan meslek sahiplerinin hayat seviyeleri asgari ücretle çalışan ücretlilerden daha iyi değildir. Hatta kendi hesabına çalışanların çoğunun hayat seviyesi daha da düşüktür. 
  
Bizler, sarı yelekli emekçilerin sınıf bilincine erişmesi ve kendi isteklerinin bu temellerde olduğu bilincine ulaşması için mücadele ediyoruz. Yani bizler, NPA (Anti Kapitalist Parti) gibi « öfkeleri birleştirelim » çağrısında bulunmuyoruz. Bizler bunların bir ayrımını yapmak taraftarıyız.

Çünkü bizler sömürülen emekçiler ile küçük patronların mücadele dinamiklerinin ayrı tutulmasının taraftarıyız. Ayrıca bizler RN’nin (aşırı sağın) önerdiği siyasete karşı sınıf siyasetini önerme taraftarıyız. FN hiçbir zaman kapitalistlerin sorumluluklarından ve ücret zamları ve de istihdam sahaları açmak için patronların karlarına dokunmak gerektiğinden söz etmiyor. İşte bu nedenlerden dolayı bizler sarı yelekliler değiliz. Tabi ki onları destekliyoruz. Bizim isteğimiz sarı yeleklilerin Macron’a geri adım attırması ve de bunun tüm emekçilerin bir zaferi olarak algılanmasıdır. (25.12.2018)

Bu metin 8-9 Aralık tarihlerinde (Macron’un yaptığı 10 Aralık konuşmasından önce) yapılan Lutte Ouvriere kongresinde onaylandı. LDC no 196

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi