Her Aralık’ta Cezaevlerini, Maraş’ı, Roboski’yi... unutma, unutturma!

Mücadele
Görünüm

1978 yılının 24 Aralık günü Maraş’ta faşistlerin planlı katilamıyla 111 Alevi öldürüldü. CHP-Ecevit iktidardadır. 2000 yılının 19 Aralık günü cezaev- lerinde “Hayata Dönüş” adı verilen devlet katliamında 30 devrimci kadın ve erkek siyasi tutuklu öldürüldü. Operasyonu yapan Ecevit hükümetidir.

2011 yılının 28 Aralık günü Roboski’de savaş uçakları sınırdan geçmekte olan 38 erkek köylüyü, 19’u reşit bile değildi, katletti. İktidarda AKP hükümeti vardır.

Her Aralık ayında bu kanlı tarihi hatırlamalı, hatırlatmalı, faşistleri ve devleti somut olarak tanıtmalıyız. Bu katliamların ve başkalarının (2 Temmuz 1993 Sivas, 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi katliamı) genelikle de CHP (DSP veya SHP) hükümetleri zamanında olmuş olması ayrıca üzerinde durulması gereken siyasi bir konudur. Burjuva devlet, kolluk kuvvetleri, faşist örgütler/partiler ve bu düzenin bir siyasi bileşeni olarak sosyal demokrat partilerin katliamlarda- ki rolü incçelenmelidir.

1. Maraş Katliamı

19 Aralık gecesi saat 21:00'de bir Ülkücünün, Çiçek sinemasına yerleştirdiği tahrip gücü düşük bir bomba; katliama giden olaylar zincirininilk adımı oldu. Bir grup MHP’li faşist "Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın" ve "Müslüman Türkiye" sloganları attı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırdı.

Bombanın patlamasından sonra Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Kahramanmaraş şubeye bağlı militanlar "Bir Alevi öldüren beş kez hacca gider" diyerek eyleme geçtiler.

Ertesi gün Alevilerin oturduğu kahve bombalandı; 21 Aralık'ta solcu iki öğretmen öldürüldü. Faşistler 22 Aralık günü öğretmenlerin cenaze namazına müsade etmediler “komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz" diyerek yürüyüş yaptılar. Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu "öğütleri" vermişti: "Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP'li Sünni imansızları temizleyeceğiz."

O gün çatışmalarda 3 insan öldürüldü.

23 Aralık'ta Kahramanmaraş'taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen yitirerek, bütün solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

“Polis-halk çatışmasını önleme" gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görev dışı bırakıldı. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silâhlı grupların takviyesiyle, kıyam insanlık dışı boyutlar kazandı.

Faşistlerin "Aleviler dinsiz ve sünnetsizdir" provokasyonuyla gözleri kararan saldırganlar, insanların pantolonlarını indirip sünnetli olup olmadıklarına baktılar. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işa- retlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı.

25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen ölü sayısı 111'di. Yüzlerce kişi yaralanmıştı. Katliamın ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş'ı kaçarcasına terk etti.

2. Cezaevleri katliamı

2000 yılı sonbaharında hapishanelerde koğuş sisteminin yerine getirilmek istenen F-tipi cezaevi uygulamasına karşı çıkan mahkumlar, 19 talep öne sürerek süresiz açlık grevine başladılar.

20 Ekim’de başlayan açlık grevi, 45. günde ölüm orucuna dönüştürüldü ve bunun üzerine 19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde aynı anda “Hayata Dönüş Operasyonu” adıyla bir katliama başlandı.
3 gün süren operasyon sonucunda 30 tutuklu ölür, yüzlerce tutuklu da yaralanırken, 2 asker de jandarmanın silahlarından çıkan kurşunlarla can verdi.

Adli Tıp raporlarında şunlar kaydedilmiştir: Cesetlerde ve yaralılarda arbede ve boğuşma esnasında olması beklenenin Ötesinde darp izleri bulunmaktadır; bu darp izlerinin bir kıs- mının sert bir zeminde sürüklenme ile ortaya çıkabileceği rapor edilmiştir. Ayrıca yaralıların koridorlarda sürüklenerek taşındığı ifadeleri mevcuttur.Yine cesetlerde ve yaralılarda alev yanığı olmayan yanık izlerine rastlanmıştır.

Adlı tıp uzmanları, bu yanık izinin alev ya da haşlanma yanığı olmadığı; dehidrate bir yanık olduğu ve sülfirik yada nitrik asitle olabileceği- ni bildirmişlerdir. Ayrıca cesetlerde ve yaralı- larda hem kurşun yarası hem de yaygın darp izleri bulunmaktadır. Bu yaraların hangisinin önce meydana geldiğini kestirmek mümkün değildir ama bunlar yaralıların sonradan darp edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

“Hayata Dönüş” adı verilen bu katliam, siyasi tutukluların iradesini kırarak onları hücrelerde imha etmek üzere cezaevlerinin düzenlenmesini amaçlayan siyasi planın bir parçası olmuştur. DSP’li Adalet Bakanı hukuk profesörü Hikmet Sami Türk’tür.

3. Roboski Katliamı

28 Aralık 2011 günü saat 21.39 ila 22.24 arasında, Türkiye ordusu Irak sınırında kaçakçılık yapan bir grubun üzerine dört adet bomba bıraktı. Grupta 38 erkek ve çocukla en az 50 katır bulunuyordu. Katırlar petrol ve sigara taşıyordu. Sadece dört kişi hayatta kalabildi. Ölenlerden 19’u henüz reşit bile değildi. Bombardımanda 50 katırda telef oldu.

İlk önceleri buradan geçiş yapanların PKK’li olduğu söylendi. Güvenlik güçlerinin bir PKK liderinin giriş yapacağını istihbarat ettiği ileri sürüldü. Oysa bu bölge korucuların da yaşadığı bir bölgeydi ve yıllardır PKK ile savaşan ordu, PKK’lilerin 50 kişilik gruplar halinde gezmediğini en iyi bilen kurumdur. Katilam, başka bölgelerdeki PKK’lilerle yürütülen savaşa misilleme olarak “Kürtlerden öç alma” saikiyle gerçekleştirildiği iddiasını doğrulamaktadır.

Nitekim, bütün soruşturmalar kapatıldı. Önce sivil mahkeme katliamı araştıracaktı ama sonra dava askeri mahkemeye transfer edildi. Ölenlerin yakınları bu duruma itiraz etti ve doğru düzgün bir soruşturma talebiyle imza kampan- yası başlattılar. Zira askeri mahkemenin, askeri adımları özenli ve dürüst bir biçimde araştıracağına güvenmiyorlardı.

Protestolar işe yaramadı. Ocak 2014’te, askeri savcı ordunun suçu olmadığına ve yargılanmayacağına hükmetti. Ölenlerin aileleri bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma kararı aldı.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS