Altı yıl sonra Gezi yargılamasına başvurulması, hukuki olmaktan çok siyasi bir hamle olacak. İddianamenin hedefinde yer alan bir avuç insan. Milyonların hareketine karşılık 16 kişi.

AKP hükümeti ekonomik kriz duvarına tosladı. Öyle tosladı ki, AKP-MHP siyasi ittifakı bile onu kurtarmaya yetmeyebilir. Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında halk birinci sorun olarak ekonomik krizi işaret ediyor. Hükümetin izlediği ekonomi politikasına destek azalıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Yeni Ekonomi Programı’nı açıklandı. Bu yıl enflasyon yüzde 20,8, gelecek yıl büyüme tahminini yüzde 2,3 olacakmış.

Bu iki rakam gerçek durumun yarısını ancak ifade etse de, işçi sınıfı için son derece vahimdir. Satın alma gücümüzün sert bir düşüş yaşadığını ve gelecek yıl ekonominin büyümesi için daha yoğun bir sömürü ve baskı yaşayacağımızı gösteriyor.

Satın alma gücü düşünce, ticaret duracaktır. Nitekim, TOFAŞ değişik aralıklarla 9 gün üretimine ara vereceğini açıkladı. Renault için benzer bir bilgi basına sızdı ama şirket bunu yalanladı. Yine de konkordato, yani borçlarını ödeyemediğini, icra-iflas uygulamasının durdurulmasını, borçlarının yeniden yapılandırılmasını isteyen çok sayıda büyük şirket var.

Bütün bu gelişmelerin sorumlusu AKP hükümeti ve daha çok kar elde ekmek için çalışan patronlardan başkası değil.

Patronlar kriz lafını, her zaman işçileri daha çok sömürmek ve işçi çıkartmak için kullanıyorlar. Onlar hep krizde zaten! Patronlar gerçek bir krizle karşılaştıkları şu günlerde, sömürüyü koyulaştırmak ve işçi çıkartmak için önemli bir fırsat ele geçirdiler.

Kimi işyerlerinde patronlardan ‘işi beğenmiyorsan çek git’ lafları duyuluyor ve işten çıkartma haberleri geliyor. Krizi fırsata çevirmeyi hem AKP hem de patronlar iyi biliyor.

Bu kez krizi fırsata pek çeviremeyeceklermiş gibi. AKP hükümeti ekonominin denetimini bir Amerikan şirketine devretti. Patronlar borç ertelemeyi istemek durumunda kalıyorlar.

Fırsatçı yok değil. Onların yapabildikleri ürünlerin raf fiyatlarıyla kasa fiyatlarını değiştirmek veya ürünlerin gramajlarını sahtekarca düşürmenin ötesinde değil.

Hükümet ekonomiyi eskisi gibi yönetemiyor, uluslararası sermaye çevrelerine eskisi gibi güven veremiyor, çarklar eskisi gibi kolay dönmüyor.

Patronlar ise, işçileri daha çok çalışmaya, daha az ücret almaya zorluyor. Eski işçileri çıkartıp yenilerini daha düşük ücretle işbaşı yaptırmak, ücretli izine çıkartmak, borçları ertelemek artık yetmiyor.

Bu devran böyle gitmez. Gitmeyeceğini yaşayarak görüyoruz. Satın alma gücümüz pazara, çarşıya yetmiyor. İşyerleri cehenneme dönmüş durumda.

Üçüncü Havalimanı inşaat işçilerinin iş cinayetlerine karşı isyanı boşuna değil. Sermayeyi ve AKP hükümetini öyle rahatsız ettiler ki, işçilerin 500’den fazlasını gözaltına alıp 24’ünü tutukladı. Flormar işçilerinin sendikalaşma mücadelesinde, Makro-Uyum Market işçilerinin tazminat haklarını almak için yürüttükleri mücadelede işçilerin isyanını görüyoruz.

Bu sömürü düzenini ancak daha çok baskı, zor ve şiddetle sürdürebilirler. Hükümet ve patronlar artık demokrasi, özgürlük, ekonomik refah, adaletten söz edemezler. Etseler de kimse inanmaz.

Öyleyse kim işçiler, emekçiler, işsizler, emekliler için iş, adalet, özgürlük getirebilir? Bunu yapabilecek olan ekonomik refaha, adalete ihtiyacı olanlardır, işçi sınıfının bizzat kendisidir. Yalnızca işçi sınıfı toplumu ve ekonomiyi yeni sınıf ayrıcalıkları yaratmadan, başkalarını sömürmeden yeniden düzenleyebilir, adalet ve özgürlüğü sağlayabilir.

Bu nedenle şu zor günlerde işçi sınıfının devrimci programına, toplumsal mücadelesine ihtiyacımız var.

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2018, Başyazı 

Bu hareketin en önemli görünümü ortaya çıkan kararlılıktır. Hayatlarında ilk defa kitlesel eylemlere katılan bu kitle tüm sendika yöneticilerinin toplamından daha da kararlıdır.

İş cinayetlerine ilk kitlesel tepki inşaat işçilerinden...

Geçtiğimiz Şubat ayında CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 3. Havalimanı inşaatında bugüne kadar 400 işçinin hayatını kaybettiği iddiasını Meclis'e taşıdı. Ağbaba'nın soru önergesi sonrası açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iddiaları yalanlayarak, inşaat sırasında 27 işçinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Sık sık işçi cinayetleriye gündeme gelen inşaatta en son 12 Eylül Çarşamba günü 17 işçinin yaralanmasıyla sonuçlanan bir servis kazası meydana geldi. Yaşanan bu olaydan sonra son günlerde ülke gündemine oturan işçi direnişi başladı.

14 Eylül Cuma: İşçilerin sabrı taştı...
Sabah saatlerinde şantiye önünde toplanan çok sayıda işçi, servislerin çıkışına engel olarak tepkilerini dile getirdi. Bir işçi, "Odalarımız tahtakurusu, pire dolu. Her gün iki tane ölü çıkıyor. Her gün yaralı arkadaşlarımız var" ifadesini kullandı.

İşçiler eylem sırasında "İşçiyiz haklıyız söke söke alırız" sloganı attı.

İnşaat-İş Sendikası "3. havalimanı şantiyesinde arka arkaya yaşanan iş cinayetleri ve iş kazalarından dolayı, çalışma koşullarının giderek ağırlaşmasından dolayı üyelerimizin de içinde bulunduğu iş durdurma eylemi gerçekleşmektedir" denildi. Eylemi görüntüleyen üyelerinin "Video çekimi yapanlar tek tek belirlenip cezalandırılacaktır" denilerek tehdit edildiğini öne süren İnşaat-İş, "Plazaların olduğu yere doğru yürüyüş gerçekleşiyor. Yönetim binasının camları kırıldı. Eyleme katılan işçi sayısı giderek artıyor" paylaşımında bulundu.

Eylem üzerine inşaat sahasına çok sayıda jandarma çağrıldı. TOMA'larla şantiyeye gelen jandarma ekipleri işçilerin kaldığı koğuşlara girdi. Eylemin kanunsuz olduğunu belirten jandarmaların eylemi engellemeye çalıştığı ifade edildi. Yağmur nedeniyle eyleme kısa süreli ara veren işçilerin koğuşların olduğu alanda yeniden toplanması üzerine biber gazıyla müdahale edildi.

İstanbul Grand Airport (İGA) öğle saatlerinde resmi makamlar ve işçi temsilcileriyle bir toplantı yapılacağı ve şirketin İcra Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kadri Samsunlu'nda toplantıya katılacağı açıklaması yapıldı.

Açıklamanın ardından işçilerin eylem yaptığı yerleşkeye jandarmanın yanı sıra sağlık ekipleri, polis ekipleri ve TOMA sevk edildiği bilgisi geldi. Şirketin açıklaması sonrası işçilerin seçtiği 13 kişilik heyetle şirket arasında görüşme gerçekleştirildi. Görüşmeye İGA yöneticisi Samsunlu'nun yanı sıra Eyüp Sultan ve Arnavutköy Kaymakamları da katıldı.

İşçiler taleplerinin yer aldığı 16 maddelik listeyi şirket yönetimine iletti.

Şirket temsilcileri, önce taleplerin insani olduğunu ve karşılayacaklarını söyledi fakat işçi temsilcileri eylemlerin sonlandırılması için güvence olarak bir protokol imzalanmasını talep edince şirket yetkilileri protokole imza atmayacaklarını açıkladı.

15 Eylül Cumartesi: Jandarma operasyonu gecikmedi

İşçiler, taleplerinin kabul edilmemesi üzerine eylemlere devam kararı aldılar. 15 Eylül Cumartesi sabahı jandarma kötü çalışma koşullarını protesto eden işçilerin koğuşlarına baskın düzenledi. İnşaat-İş Sendikası jandarmanın sabaha karşı işçilerin kaldığı koğuşların kapılarını kırarak içeri girdiği ve ellerindeki isim listesine göre arama yaptığını kaydetti. Twettır ve Facebook kullanımıyla işçilerin paylaştığı bilgilere göre, bir işçi şunları yazdı: "Gece saat 00:40’te yapılan baskın sırasında görüntü alanları hem gözaltına aldılar hem de darp ettiler.

22 yaşındaki uzman çavuş 54 yaşındaki adamı darp etti! Bu şekilde 11 kişi biliyorum, tanık oldum”.

Sendika ayrıca baskınlarda 543 işçinin gözaltına alındığını açıkladı ve gözaltına alınan işçilerin serbest bırakılması talebiyle Cumartesi akşamı İstanbul Kadıköy'de protesto eylemi düzenleneceğini duyurdu.

Dev Yapı-İş ve İnşaat-İş'in çağrısıyla akşam saatlerinde gözaltına alınan işçilere destek için toplanan kalabalığı polis saldırdı. Eylemin yasak olduğunu gerekçe gösteren polis, eylemcilere sert müdahale etti ve biber gazı kullandı.

Sendika Kadıköy'deki eylemde 27 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltına alınanlar arasında İnşaat-İş Sendikası temsilcisi Kadir Kurt ve AFP muhabiri Bülent Kılıç da yer aldı. Gözaltına alınanlar ertesi gün serbest bırakıldı.

İstanbul Valisi Vasip Şahin, konuyla ilgili açıklama yaptı ve Cumartesi sabahı 401 kişinin gözaltına alındığı ve bu kişilerden 275'inin serbest bırakıldığını söyledi.

16 Eylül Pazar: İşkenceye karşı dayanışma artıyor

Gözaltına alınan işçilerin hangi merkezlere götürüldüğü, kaç kişi oldukları, isimleri hakkında avukatların yoğun bir çabası var. Diğer yandan İGA içinde de işçilere yönelik baskılar artmış durumda. Şantiyede İGA tarafından kaba dayakla işkence yapılan işçilere eylemleri başlatanlar ve katılanlar soruluyormuş.

Dev Yapı-İş ve İnşaat-İş Sendikaları, Devrimci Sağlık-İş Genel Merkezinde basın açıklaması yaparak, "Hayatta kalmak için ölümüne çalıştığımız 3. Havalimanı inşaatında çalışma koşulları iyileştirilene kadar, gözaltına alınan arkadaşlarımız serbest bırakılıp işbaşı yapana kadar mücadelemiz devam edecek!" dediler.

Yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda dayanışma açıklaması, basın açıklaması yapıldı. Burjuva medya ve devlet de boşdurmuyor. Hürriyet Gazetesinden Fatih Altaylı: İşçiler, açılışa 5 hafta kala sudan sebeplerden 'Ayaklandılar'; hayırdır inşallah diyerek işçilerin haklı eylemlerinin ardında ‘mana’ arıyor.

İGA patronu ve polis de İnşaat-İş Sendikasının yöneticileri hakkında sahte ihbarları topluyor. Sendikadan yapılan açıklamaya gore, polis, işçilerden, sendika yöneticileri aleyhine ifade vermeye zorlanıyor, baskı ve gözdağıyla ifade alıyor. Direnişin başladığı Akpınar Köyü’ndeki formenler karakola getirilerek, sendika yöneticileri hakkında ifade vermeye zorlanıyorlar.

Öte yandan şantiyede bir değişiklik yok: İşçiler yine onlarca metrelik kuyruklarda yerlere çökmüş, servis bekliyor. İşçi arkadaşlar "Kampımızda işçilerden çok çevik kuvvet ve jandarma var, her köşe başında TOMA var" diyorlar.

17 Eylül Pazartesi: Şantiye değil toplama kampı

İşçilerden gelen bazı haberler şöyle: “Albuka hala devam ediyor duyduğumuza göre 700 sivil polis var işçıler arasında” “Servislere polis-jandarma kontrolünde biniyoruz. Olay yok ama korkuları var.” "Sabah servislere giderken firma sorumlusunun gözaltına alınıp serbest bırakılan bir işçiyle telefonda konuştuğunu duydum. Şantiyeye gelip istifasını vermesini söyledi. İşten çıkarılan ve kendi isteğiyle çıkan çok arkadaşımız var."

İşçiler bir saattir servis kuyruğunda bekliyorlar. "Sivil araçlar beş altı kişi halinde yürüyen işçileri bile takip ediyor. İşçi yeleği giyen polis ve jandarma normal işçi gibi görünüyor, işçilere soru soruyorlar."

18 Eylül Salı: 3.Havalimanı İşçileri Adliyede!

Günler geçmesine rağmen şantiyede durum değişmedi: "Kuyruklar 2-3 katına çıktı.

Zaten 1000 kişiye 400 kişilik yemek geliyordu, şimdi bir de polisler ve jandarmalar yemek yiyor. Hem de onlar da formenlerin yanında yiyor!"

126 işçi, savcılık sorguları için Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne getirilmeye başlandı. Jandarma slogan atan işçilerin ağızlarını kapattı.

Savcılık aralarında İnşaat İş sendika sından yöneticilerin de olduğu 29 işçi hakkında tutuklama talep etti. 15

işçi hakkında da adli takip kararıyla serbest bırakılmasını talep etti. Gerekçe, kamu malına zarar verdikleri whatsapp yazışmaları ve videolarla tespit edilip, kuvvetli suç teşkil ettikleri sebebiyle tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmesi kararı verdi.

19 işçi serbest bırakılırken içinde dört sendika yöneticisi ve bir TİP üyesi olmak üzere 24 kişi tutuklandı.

19 Eylül Çarşamba: İlk kazanımlar

Direnişten hemen sonra işçi koğuşlarını ilaçlamaya, yatakları değiştirmeye, servis alanlarını iyileştirmeye giriştiler. Ücretleri bile tam yatırmak zorunda kaldılar. Kuşkusuz bunlar mücadelenin yayıyılmaması için yaplmak zorunda olanlar. Üstelik yasalarca da güvenceye alınmış işçi haklarıdır.

Ancak sömürü düzeninin çarkları dönmeye devam ediyor. Bu sabah, tam da haklarında tutuklanma kararı verilen işçi ve sendikacıların Metris Cezaevi yolunda olduğu sıralarda bir iş kazası daha yaşandı.

Çatı katında meydana geldiği aktarılan olayda, işçinin iskeleden düştüğü ve ambulansa kaldırılırken başından kanlar geliyor olduğu bilgisine sahibiz. Ancak yaralı işçinin akıbeti hakkında henüz bir bilgi yok.

Serbest bırakılan işçilerin bazılarına, işe geri döndükleri gün çıkışları verildi.

Bazı sonuçlar

Kuşkusuz bu mücadele burada bitmeyecek. 40 bine yakın işçinin yüzlerce taşeron firmada çalıştığı bu sömürü cehenneminde daha çok mücadeleler yaşanacaktır. İGA patronları ve devlet 29 Ekim’de açılışı yapılacağı duyurulan havalimanının gecikmesine tahammül edemeyecek kadar önem veriyorlar.

İşçiler en yasal haklarını bile kullanamıyor. Medya işçi haberlerine yer vermiyor. İGA işçileri oyalıyor. Güvenlik güçleri İGA’dan yana devreye giriyor. Öncüleri tespit ediyor. Sorgu odalarında işçileri sorguluyor.

Eylemler bir örgütlenme ve sendika yönetimi eliyle değil, azınlık sendika üyeleri, doğal işçi önderleri ve artık yeter diyen işçiler eliyle kendiliğinden başladığı görülüyor. Nitekim sendikanın açıklamasında da ‘üyelerimizin de içinde bulunduğu’ eylemlerden sözediliyor. Toplama kampına çevrilen şantiyede işçilerin işssiz kalmakla tehdit edildiği koşullarda, mücadele deneyimi olmayan genç işçilerin yaktığı meşale, emekçi dünyasını bir süreliğine de olsa aydınlattı. İşçi sınıfının varlığını ve gücünü göstererek, uzun süredir sınıfın varlığını unutan siyasi çevrelere de ‘işçi sınıfı’ndan bahsetme şansını verdi.

Evet tutuklandılar ama haklarını almayı da bildiler. Daha önce de onlarcası ölerek bu mücadelenin doğmasına yol açmıştı. Mevcut yasalarda olan haklarımızı bile mücadele etmeksizin almanın mümkün olmadığını, çok acılı da olsa haklarımızı mücadele ederek alabileceğimizi gösterdiler. Türk-İş, Hak-İş gibi sendikalar konuyla ilgili en küçük bir açıklama bile yapmayarak nasıl işçi düşmanı yöneticilerden oluştuklarını gösterdiler. Kuşkusuz inşaat işçileri imkanları çerçevesinde olayı masaya yatırdı. Ancak sadece onların mücadelesiyle başarılamayacak kadar işimiz zor. Ancak mücadele etmeksizin de hak almak mümkün değil. Bu nedenle örgütlenmek, mücadele etmek, mücadele eden işçileri birleştirmek en önemli işlerimizin arasında yer almalı.

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2018

Son yirmi yıldır, hatta çok daha önceden beri, işçi hareketi içinde olan sosyalistlerin ve sendikacıların en sık karşılaştığı ve cevap vermekte zorlandığı soru ‘neden birleşmiyorsunuz’ biçiminde özetlenebilir.

Ağustos 2018: İşyerlerinden, fabrikalardan haberler...

GIDA:

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli...

Patronun bugün işine sen gelirsin sana iyi gözükür yarın başkası işine gelir ona iyi davranır. İşçiysen patrona güve- nemezsin. Gözünün yaşına bakmaz çünkü. Nitekim de öyle oldu. Bundan 3 yıl önce bir bölüm açıldı. O bölüme ustayı da bir işçiden yaptılar. Patron işçiyi o kadar pof pofladı ki, o da kendini bulunmadık Hint kumaşı sandı.

Bu işçi bir zamanlar haktan hu-kuktan bahsediyordu. İş sağlığı ve iş güvenliği temsilci seçimle- rinde aday olmuş, birinci yap- mıştı kendisini. İşçiler onu işçi temsilcisi seçtiğinde, haktan, hukuktansöz ediyordu.

Usta olunca ilk işi temsilciliği bırakmak oldu. İşyerindeki devrimci işçilere mesafe koydu. Tabii işçilerin gözünde kıymeti de azaldı. Ama o bunu önem- semedi. Parası çoğalmış, yetkisi artmış, patronla senli, benli olmuştu.

Aslında patron sadece bu ustayı değil teknikerleri de şımartı- yor. İşyerinde bir etkinlik olsa sadece onlar gidiyor. Kadınlar gününde onlar, yılbaşında yemek öncelikle onlara. Beyaz yakalılar kendilerinin işçi oldu- ğunu unutuyor. İşyeri kime bir yetki verdiyse o işçiye bağırıp çağırıyor. Herkes bir birinden patron olup işçinin karşısına çıkıyor.

İşyerine yeni bir müdür alındı. O da kendini kanıtlamak için önüne gelen işçiye azarlamaya başladı. Yeni gelen müdür o ustanın bölümünde çalışan bir işçiye bağırınca, usta da gurur yaptı ve yeni müdürle takıştı. Usta kendine güveniyor ya o da müdüre bağırıyor ve tartışma patrona kadar gitti. Patron o gün öğleden sonra ustayı evine gönderdi. Sen şimdi git Pazartesi konuşuruz demiş.

Pazartesi usta işe gidince işine son verildi.

Bu da işçilere bir örnek olsun patrona asla ve asla güvenmemek lazım.

İşyerinde o kadar eksiklik varki idare kendi eksiğini görmüyor ama işçiye dayatıyor. Hijen isteniyor ne yeterince temizik personeli var ne de temiz alan, soyunma dolapları üst üste giyinip soyunuyoruz lavobolar ise yetersiz biri girip, biri çikiyor. Yıkanmaya zaman yok.

Bundan iki yıl önce lavabolar ve soyunma dolapları başka bölüm- deydi, daha geniş yere taşınacaktı ama halen taşınmadı. Ama temiz olmayınca da temizlik personeline fırça atılıyor. Zaten eleman yetersiz bir de numune yapılan makinaları onlara yıkatıyorlar. Oysa bundan 5 yıl önce bir işçi  o makinanın bir büyüğünü yıkarken parmaklarını kopardı çünkü hiçbir eğitim verilmiyor makine hakkında. Başka bir işçi de ben bilmiyorum kullanmayı yıkamam arkadaşın başına gelen benimkine gelsin istemem deyince, numuneyi hazırlayan idareden biri de ben yıkatmasını bilirim diye tehdit etmiş.

Stajyer yaptığı numuneyi ustaya göstermeye götürünce usta olma- mış diyerek yüzüne seperetörü fırlatmış!

Bu yalakalar kendilerini ne sanıyor? Diğer ustanın başına gelen bir gün bunların da başına gelirse o zaman görürler yalakalağın sonunu.

G.KEMERLİ

 

TEKSTİL

Yeni-eski işçi ayırmadan birleştik, kazandık!

İşveren ve belediye anlaşarak işyerine işçi- lere psikoloji semineri sunmaya karar vermişler. Seminerler devam ediyor. Seminere gelen doktor ya da uzman "ben konuşurken sözümü kesebilirsiniz araya girip soru sorabilirsiniz yada fikir sunabilirsiniz” dedi. Bu ayın konusu ‘önyargı’ diye söze başladı.

Hepimiz önyargılıyız, farklı konularda işçiler de patrona karşı önyargılı bütün patron- ların kötüdür diye düşünüyorlar(mış). Aslında öyle değil(miş), Mesela bizim patron işçilerini düşündüğü için psikolog getirmiş. Şartlardan dolayı belki istenilen maaş verilmiyor olabilir, ama bu da onun kötü olduğunu göstermez(miş).

Herkes herşeyden şikayetçi kimse memnun değil diye konuyu uzattı bir kadın araya girdi. İşyerinde işçilerin sorunlarını dinleyip idareye bildiriyormuş. Patronun yüksek maaş verip boş boş dolandırdığı biri. “Evet işçiler herşeyden şikayetçi bir kere teşekkür ederim diyen yok ya da şu da güzel olmuş kimse demiyor, dedi.

Oysa işyerinde yemekten tutun servis, lavabolar işyerinin sıcaklığına kadar bir sürü sorunu var. Artık az verilen maaş, kalınan fazla mesai, adet baskısını sor- muyor işçi bunlardan zaten illalah etmiş. Ama işvere- niniz bizden bir teşekkür bekliyormuş. Herşeyin ateş pahası olduğu yerde 1600, 2000 tl maaş kime yetiyor ki, teşekkür ve minnet bekliyor.

İşçiler olarak da gücü- müzün farkında değiliz. Yıldırmışlar, herkes ihanet etmiş sendikalar partiler kime güveneceğini şaşırmış durumda. İşçinin güvenini yeniden kazanmak gerekir birlikte nasıl bir güç olduğu- nu işçiye hissettirirsek çok şeyleri değiştirebiliriz.

Örnek basit: Yeni işe giren işçiler eski işçilerden yüksek maaş alıyordu. İşyerine yeni giren makinecilere verilen maaş nedeniyle itiraz eden eski işçiler de zam farkı aldılar. Bu farkı alırken eski-yeni işçi birlik oldu. Bu nedenle eski işçiler yeni işçilere teşekkür ettiler. "Sizin sayeniz- de bu zammı aldık” dediler. Özetle: Hak aramasını bilirsen birlik olursan hakkını alırsın!

M.ARASLI

PLASTİK

Birlik olmak, işe iade davası açmak mutlaka gerekli

Yanlış bir sendika- laşma politikası sebebiyle işin içinde olmadığımım halde işten çıkartılmıştım. Benden sonra da 5-6 işçi sendikalaşma gerekçesiyle işten çıkartıldı.
İlk çıkartılan ben olduğum için ilgi benim üzerimde toplandı ve detaylarını geçen sayı gaze- teye yazdım.

Sonradan çıkartılan işçiler tazminatlarını gözeterek işe iade davası açacaksam tazminatlarını aldıktan sonra bunu yapmamı istediler. Biz de dava açabiliriz dediler. Kabul ettim. Tazminatlarını aldılar ve işyeriyle bir sorunumuz kalmadı, dava açmıyoruz dediler.

Şimdi bu arkadaşlar sendika çalışma içinde olsa, haklarını bırakmazlardı. Sendika çalış- ma içine iseler, vay bu sendikalaşma çalışmasına.

Sonuçta dava açma kararım vardı. Önce avukat tuttum sonra arabulucuya gidildi, anlaşma sağlanamadı ve işe iade davası açtım. İlk duruşma 12’inci ayda. Duruşma tarihi bile işçinin durumunun hu- kuk karşısında nasıl zayıf düş- tüğünü gösteriyor. Temmuz’da çıkartıldım işe iade davası 6 ay sonra. Ne yer ne içer bu işçi?

Fabrika müdürleri aman dava açma diyordu. Dava açmadan bizi ara demişlerdi. Dava açtıktan sonra müdürü arayıp dava açtığımı söyledim. Müdür fazla dikkate almama- ya çalıştı. Çünkü atılan işçiler birlik olmadı.

Müdüre sendikal çalışma yapmadım ama işe iadeeden sonra gelip sendika çalışması yapacağım deyince, müdür de gelebilirsen yaparsın dedi. Bu cevap bile mahkemelerin işe iade kararlarının patronlarca kabul edilmediğinin somut kanıtıdır.

Öyleyse iş hukuku, iş mahkemeleri ne için var? Sadece ödenmeyen tazminatlarımızı almak veya biraz daha fazla para almak için mi?

İşçi birlik olunsa kazanır. Dava açmak da mücadelenin bir parçasıdır.

Bu yüzden geride kalan işçilere moral vermek için de dava açılmalı, dava kazanılmalı ki, onlar da bir parça güç toplayabilsin.

B. SARI

İşçilerin Sesi Gazetesi Ağustos 2018

1978 yılının 24 Aralık günü Maraş’ta faşistlerin planlı katilamıyla 111 Alevi öldürüldü. CHP-Ecevit iktidardadır. 2000 yılının 19 Aralık günü cezaev- lerinde “Hayata Dönüş” adı verilen devlet katliamında 30 devrimci kadın ve erkek siyasi tutuklu öldürüldü. Operasyonu yapan Ecevit hükümetidir.

48 yıl önce 150 bin işçinin İstanbul’un Topkapı, Levent, Kadıköy gibi merkezlerinden başlayarak Gebze-İzmit hattına, daha sonra İzmir, Ankara’ya ulaşan ve iki günle de sınırlı kalmayıp bazı işyerlerinde haftalarca devam eden eylemleri derslerle doludur. 

Diğer Makaleler...