Profesör Füsun Üstel ‘Barış’ bildirisine imza attığı için hapis cezası aldı. Uygulama için günler var. Cumhuriyet Gazetesi’nin 9 yazarı yeniden hapse girmek üzereler. Ayşe öğretmen hapse girdi. Altı yıl aradan sonra hazırlanan Gezi İddanamesi ile 16 kişi için 3 bin yıl ceza isteniyor.

Bu hareketin en önemli görünümü ortaya çıkan kararlılıktır. Hayatlarında ilk defa kitlesel eylemlere katılan bu kitle tüm sendika yöneticilerinin toplamından daha da kararlıdır.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “reform” olduğu iddiasıyla, “Yapısal Dönüşüm Adımları” denilen bir plan açıkladı. Plan dediğimize bakmayın, adı öyle: Hepsi 9 sayfa. Sunumu 25 dakika sürdü ve ömrü 8-9 ayla sınırlı.

Son yirmi yıldır, hatta çok daha önceden beri, işçi hareketi içinde olan sosyalistlerin ve sendikacıların en sık karşılaştığı ve cevap vermekte zorlandığı soru ‘neden birleşmiyorsunuz’ biçiminde özetlenebilir.

Altı yıl sonra Gezi yargılamasına başvurulması, hukuki olmaktan çok siyasi bir hamle olacak. İddianamenin hedefinde yer alan bir avuç insan. Milyonların hareketine karşılık 16 kişi.

1978 yılının 24 Aralık günü Maraş’ta faşistlerin planlı katilamıyla 111 Alevi öldürüldü. CHP-Ecevit iktidardadır. 2000 yılının 19 Aralık günü cezaev- lerinde “Hayata Dönüş” adı verilen devlet katliamında 30 devrimci kadın ve erkek siyasi tutuklu öldürüldü. Operasyonu yapan Ecevit hükümetidir.

AKP hükümeti ekonomik kriz duvarına tosladı. Öyle tosladı ki, AKP-MHP siyasi ittifakı bile onu kurtarmaya yetmeyebilir. Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında halk birinci sorun olarak ekonomik krizi işaret ediyor. Hükümetin izlediği ekonomi politikasına destek azalıyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Yeni Ekonomi Programı’nı açıklandı. Bu yıl enflasyon yüzde 20,8, gelecek yıl büyüme tahminini yüzde 2,3 olacakmış.

Bu iki rakam gerçek durumun yarısını ancak ifade etse de, işçi sınıfı için son derece vahimdir. Satın alma gücümüzün sert bir düşüş yaşadığını ve gelecek yıl ekonominin büyümesi için daha yoğun bir sömürü ve baskı yaşayacağımızı gösteriyor.

Satın alma gücü düşünce, ticaret duracaktır. Nitekim, TOFAŞ değişik aralıklarla 9 gün üretimine ara vereceğini açıkladı. Renault için benzer bir bilgi basına sızdı ama şirket bunu yalanladı. Yine de konkordato, yani borçlarını ödeyemediğini, icra-iflas uygulamasının durdurulmasını, borçlarının yeniden yapılandırılmasını isteyen çok sayıda büyük şirket var.

Bütün bu gelişmelerin sorumlusu AKP hükümeti ve daha çok kar elde ekmek için çalışan patronlardan başkası değil.

Patronlar kriz lafını, her zaman işçileri daha çok sömürmek ve işçi çıkartmak için kullanıyorlar. Onlar hep krizde zaten! Patronlar gerçek bir krizle karşılaştıkları şu günlerde, sömürüyü koyulaştırmak ve işçi çıkartmak için önemli bir fırsat ele geçirdiler.

Kimi işyerlerinde patronlardan ‘işi beğenmiyorsan çek git’ lafları duyuluyor ve işten çıkartma haberleri geliyor. Krizi fırsata çevirmeyi hem AKP hem de patronlar iyi biliyor.

Bu kez krizi fırsata pek çeviremeyeceklermiş gibi. AKP hükümeti ekonominin denetimini bir Amerikan şirketine devretti. Patronlar borç ertelemeyi istemek durumunda kalıyorlar.

Fırsatçı yok değil. Onların yapabildikleri ürünlerin raf fiyatlarıyla kasa fiyatlarını değiştirmek veya ürünlerin gramajlarını sahtekarca düşürmenin ötesinde değil.

Hükümet ekonomiyi eskisi gibi yönetemiyor, uluslararası sermaye çevrelerine eskisi gibi güven veremiyor, çarklar eskisi gibi kolay dönmüyor.

Patronlar ise, işçileri daha çok çalışmaya, daha az ücret almaya zorluyor. Eski işçileri çıkartıp yenilerini daha düşük ücretle işbaşı yaptırmak, ücretli izine çıkartmak, borçları ertelemek artık yetmiyor.

Bu devran böyle gitmez. Gitmeyeceğini yaşayarak görüyoruz. Satın alma gücümüz pazara, çarşıya yetmiyor. İşyerleri cehenneme dönmüş durumda.

Üçüncü Havalimanı inşaat işçilerinin iş cinayetlerine karşı isyanı boşuna değil. Sermayeyi ve AKP hükümetini öyle rahatsız ettiler ki, işçilerin 500’den fazlasını gözaltına alıp 24’ünü tutukladı. Flormar işçilerinin sendikalaşma mücadelesinde, Makro-Uyum Market işçilerinin tazminat haklarını almak için yürüttükleri mücadelede işçilerin isyanını görüyoruz.

Bu sömürü düzenini ancak daha çok baskı, zor ve şiddetle sürdürebilirler. Hükümet ve patronlar artık demokrasi, özgürlük, ekonomik refah, adaletten söz edemezler. Etseler de kimse inanmaz.

Öyleyse kim işçiler, emekçiler, işsizler, emekliler için iş, adalet, özgürlük getirebilir? Bunu yapabilecek olan ekonomik refaha, adalete ihtiyacı olanlardır, işçi sınıfının bizzat kendisidir. Yalnızca işçi sınıfı toplumu ve ekonomiyi yeni sınıf ayrıcalıkları yaratmadan, başkalarını sömürmeden yeniden düzenleyebilir, adalet ve özgürlüğü sağlayabilir.

Bu nedenle şu zor günlerde işçi sınıfının devrimci programına, toplumsal mücadelesine ihtiyacımız var.

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2018, Başyazı 

Diğer Makaleler...

Facebook'ta İşçilerin Sesi