DİSK'in 50. yılı

Sendika
Görünüm

15 Şubat 1967 yılında kurulan DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), bu yıl 50’nci yılını kutlayacak.

Türkiye işçi hareketinin kırılma noktası sayılabilecek DİSK’in kuruluşu, yarım asırlık bir dönemi kapatırken, anma toplantısının 500 kişilik bir salona hapsedilmesi, gelinen noktanın septomatik ve üzerinde düşünmemiz gereken ifadesi olmaktadır.  DİSK geçen yıl kongresini için çok daha yüksek maliyetli bir otelde yapmayı tercih etmişti.

Hele DİSK Marşı olarak ilan edilen şiirin sözlerinde bu acı gerçeğin, yani işçi sınıfından kopukluğun en özlü sözlerini bulmak bile mümkün. Öyle bir marş ki içinde grev, işgal, direniş geçmediği gibi 15-16 Haziranları, DGM direnişlerini, faşizme ihtar eylemlerini de bulamazsınız, MESS’e yani sermayeye karşı tek bir kelime bile yok. Bildiğiniz apolitik ve anti işçi bir marş! Devrimci bir işçinin öfke duyması için yeterli...

DİSK’in kuruluşu

DİSK 1967 yılında kurulduğunda,  bu kararı alan sendikaların uzun zamandır Türk-İş içinde muhalefet edenler olduğunu kaydetmeliyiz. Sendikal Dayanışma grubu (SADA) içinde yer alan Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş, Kimya-İş gibi sendikalar, DİSK’in kuruluşuna imza atmıştır. 1966 yılında kurulması öngörülen sendika, bürokratik sebeplerle bir yıl sonra ilan edilmiştir. 

TİP’in 1965 seçimlerinde çoğu sendikacı 15 milletvekilini parlamentoya taşıması, işçi hareketinin siyasallaşması yönünde bir ivme kazandırmışsa da, DİSK’in kuruluşu ‘emir’le olmamış, doğal seyri içinde yani aşağıdan gelen işçi kuvvetinin ifadesi olarak karşımıza çıkmıştır.

Radikal bir Türk-İş eleştirisi yapan bin kısım sendikacılar, bu konfderasyonu işçi örgütü olmaktan çıkmak, Amerikan hükümetinin mali yardımlarından beslenmek, işçi haklarına sahip çıkmamak, sermaye sınfının çıkarları doğrultusunda hareket etmek, partiler üstü politika diyerek işçi davalarına sahip çıkmamak gibi gerekçelere dayanmıştır.

Kuruluş bildirisinde, Türk-İş’in içinde kalarak düzeltilmesi, doğru yola getirilmesi imkansız olduğu tespit edilmiş, ardından da işçi hareketinin devrimci bir öz kazanmasını sağlamak üzere ayrı bir konfederasyon kurulmasına karar verildiği açıklanmıştır. 

Yarım asırlık tarih

DİSK adı, yönetiminde yer alanların siyasal kimliklerinden bağımsız olarak, işçiler ve sermaye sınıfı için zıt anlamlar ifade eder. DİSK yöneticilerinin yıllar içinde kimi savunulamaz tutum ve davranışlarına rağmen, işçiler DİSK’i kendilerinden yana bir örgüt saymış sermaye sınıfı ise, DİSK’in kendi işyerlerinde yetki almaması için büyük çabalar göstermiş, sağcı hükümetler eliyle DİSK ‘terör’ örgütü kapsamında sayılmıştır.

DİSK’in mücadele geçmişi yöneticileriyle değil, toplumsal-siyasal iklimin ileriye ittiği işçi hareketiyle birlikte anlam kazanmıştır. DİSK yöneticileri, en ‘devrimci’ sayıdıkları zamanda bile işçi hareketinin gerisinde kalmıştır. Grev ve işgallerde olduğu gibi, 15-16 Haziran direnişi sırasında da DİSK yöneticileri bürokratik sendikacı refleksiyle makul ve yasal olanı seçip işçilere dayatmış, her vakit Türk milliyetçisi (kuruluşundan itibaren de diyebiliriz) bir siyasal çizginin takipçisi olmuştur.

Kısa bir dönem eski TKP’nin denetimnde olan DİSK, 1977 yılından buyana CHP’nin denetimi ve yönetiminde bugünlere gelmiş, devrimci bir mirasın değil işçi sınıfından kopuk bir örgütün profiline sahip olmuştur. Kuşkusuz kimi sendikalar bu dar kalıpları kırmak üzere gayret içindedir. Ancak genel yapının DİSK’in kuruluşuyla ilgisi kalmamıştır.

Böyle olmasına rağmen yine de Türk-İş dışında bir kuvvet oluşturması, devrimci işçi hareketinin unsurlarını içinde taşıması, özel sektörde en güçlü sendika olarak sermayenin karşısına çıkması sebebiyle DİSK 12 Eylül mahkemelerinde yargılanmış, CHP’li yöneticileri bile 5’er yılı bulan hapis  cezalarına çarptırılmıştır. 

Sosyalist hareketin DİSK’e sahip çıkışı, burjuvazi ve devletin DİSK’e diz çöktürmesini önlemiş ancak DİSK’in gerçek manada kitlesel bir sınıf örgütü olmasını sağlayamamıştır. Sosyalist örgütler için DİSK çeşitli biçimlerde yararcı biçimde kullanılmaya çalışılmış, güya işçi sınıfı içinde varolmanın ifadesi sayılmış, denetledikleri sendika merkezleri ve şubeleri çoğu zaman dar siyasal çıkarlar sebebiyle güdükleştirmişlerdir. Adeta fraksiyon sendikaları oluşturmuşlar ve bunların büyüyüp dışa açılmaları önünde engeller koymuşlardır. 

DİSK’in geleceği var mı?

DİSK’in giderek daralan ve salonlara hapsolan durumunu tersine çevirecek bir politik perspektif mevcut yönetimler içinde bulunmuyor. DİSK’in bu daralma sürecinden çıkışı, tıpkı kuruluşu sırasında olduğu gibi aşağıdan gelişecek bir işçi hareketinin ve yükselecek bir sosyalist hareketin girişimleriyle olabilir. DİSK’in, ismine layık bir konfederasyon olabilmesi iradi olmaktan çok nesnel koşullara bağlıdır ama öznel müdahaleler de hiç olmasa bu mirasın olumlu biçimde hafızalarda kalmasını sağlayabilir.

İşçilerin Sesi Gazetesi, Sayı 59, Şubat 2017 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi