Hava-İş yönetiminden geri adıma anket kılıfı...

Sendika
Görünüm

Hava-İş Sendikası ile THY Genel Müdürü arasında Aralık ayı sonunda gerçekleşen görüşmelerin ardından, şirketin kriz yaşadığı ve işçi çıkartacağı basına yansımıştı...

THY yönetiminin 2017 yılı toplu sözleşme zamlarının verilmemesi karşılığında işten çıkarma yapmaması konusunda sendikaya bilgi verdiği söylendi.

THY yönetiminin Hava-İş yönetimiyle bir müzakere yaptığını düşünmemiz için bir neden bulunmuyor. Sendika yönetiminin THY yönetimiyle pazarlık yapma, itiraz etme şansı yok. İşveren destekli olarak göreve gelmişlerdi. Nitekim, sendikanın 12 Ocak gece yarısı alel acele bir mail yazarak ilettiği ankette ifade edilen uçak tipleri ve bu uçaklarda çalışan personel sayısı abartılıdır ve üstelik 2017 yılında yürürlüğe giren yeni uçuş yönetmeliğine göre (SHT/FTL), gelecek aylarda pilot açığının olması bile mümkündür.

Hava-İş yönetimi işçilerin ücret kayıplarının altına baştan imza atan, şirkete boyun eğen bu kararını çalışanlara onaylatmak üzere bir anket çalışması başlatmıştır. Bu anket çalışmasına işçi katılımı hakkında objektif bir bilgi elimizde bulunmuyor. Ancak çalışanların özel kimlik bilgilerini TC numaralarını da isteyen bu ankete katılım sendikanın iddiasının aksine yüksek olmadığı kanaatindeyiz. 12 Ocak gece yarısı yayınlanan anketle ilgili olarak 16 Ocak'ta sonuçların "yüzde 95 onaylıyorum" biçiminde çıktığının açıklanması da çelişkilidir. Bir iki günde bu sonucun alınması, 13 bin uçucu çalışanın ankete katılımı mümkün değildir. Dolayısıyla sendikanın bilgisi güvenilir değildir, yüzde 95 oranında ankete katılım olmadığını söylemek bile mümkündür.

Klasik sendikacı oyunlarıyla sanki pazarlık yapılmış gibi "işveren sıfır zam dedi biz yüzde 1,5'ta ısrar ettik ve aldık" demeye getirmektedir. Üstelik anlaşma bir yıllık yapılmıştır. 

Krizi fırsata çeviren hep işveren oldu

Bir sendikanın şirketin zararını karşılamak üzere ilk elde işçi ücretlerinden tek taraflı feragat etmesinin izah edilebilir bir yanı bulunmuyor. Sendikacılıkla hiçbir ilgisi olmayan bu uygulamanın tek amacı, işçileri işten çıkartmayla tehdit ederek THY işverenin çıkarlarını korumaktır. Üstelik 2001 krizi sırasında da benzer bir teklifle sendikaya gelen işveren, 3 ay yüzde 10 ücret kesintisi karşılığında 3 gün ücretli izin vermek suretiyle bu süreci geçmiş, 2001 yılında şirketin 6,7 milyon dolar kar ettiği resmi açıklamalarla sabittir. 

Bugün sendikanın istihdam güvencesi adına yapmaya çalıştığı Ek Protokol ile doğrudan işçinin toplu sözleşme ile kazandığı ücret hakkından (yüzde 4+4) feragat edip yüzde 1,5+1,5'a çekmiştir.  Bunun iş hukuku ve TİS hukuku açısından mümkün olmadığı çok açık. Çalışanların 1 Ocak'tan bugüne sadece döviz karşısındaki ücret kaybı yüzde 12'dir. 2016 yılı dahil yüzde 25'i geçen kayıpları TİS zamları bile karşılamazken bir de TİS zamlarından geri adım atmanın işveren-sendika işbirliğinden başka karşılığı var mı?

Siyasi krizin ekonomik faturası işçilere çıkartıldı

Esas mesele THY'nin içine sürüklendiği kriz, çalışanlardan kaynaklanmıyor. Rus uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan turizm krizinde çalışanların hiçbir sorumluluğu bulunmuyor. Dolayısıyla krizin faturasını çalışanlar niye ödesin? Krizin nedeni hükümetin Suriye politikasıdır ve sorumluluk hükümettedir. THY'ye yansıyan krizin esas sorumlusu AKP hükümetinin politikalarıdır, krizin bedelini de o ödemelidir, THY çalışanları değil.

Üstelik, Aralık ayının başında VİP hizmetlerinde (cumhurbaşkanlığı emrinde) kullanılmak üzere Tunus'un devrik lideri Bin Ali'ye ait A340-542 tipi uçak 78 milyon dolara satın alındı.

THY'nin krizinin siyasal  politikalar sonucunda yaşanan bir ekonomik kriz olduğunun en somut göstergelerinden biri de budur. Krizdeyiz deyip işçi ücretlerine sıfır zam dayatılırken, 78 milyon dolara uçak satın alınmanın ekonomik değil, siyasi olduğu da çok açık değil mi? 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi