Bahsi geçen bizim paralarımız

Dünya
Görünüm

ABD’de görülmeye başlanan Reza Zarrab davası, sanığın savcıyla işbirliği yapmaya karar verip suçunu itiraf edeceğini bildirmesi üzerine, Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla davasına döndü.

Günbegün açığa çıktığı gibi, Zarrab daha ABD’ye gitmeden savcıyla ve AKP yetkilileriyle görüşmüş, bir yandan Türkiye’den çıkışını garantilemiş diğer yandan ‘tanık koruma’ programına alınmasını sağlayacak düzeyde itiraflarda bulunacağını açıklamış, ABD’yi bağlamış. Suç tarihinde 25 yaşında olan, Türkiye’nin ünlü işadamlarından sayılan İranlı vurguncu Zarrab inanılmaz servetlere sahip olmasının yanısıra muazzam bir rüşvet ağıyla, üst düzey yetkilerin işbirliğiyle büyük bir dolandırıcılık işlemine imza atmıştır.

Olay Türkiye’de geçiyor

Yargılama ABD’de yapılsa da olayın geçtiği yer Türkiye. Yargılamayı Türkiye bilerek yapmadı. 17/25 Aralık yolsuzluk ve rütşvet operasyonlarını AKP kendine yönelik bir FETÖ tehdidi olarak ele aldı, kamuoyunu böyle yönlendirdi ve suçlanan 4 bakanı yargıdan kaçırdı ve hatta Zarrab’a Numan Kurtulmuş eliyle ödül bile verdi.

AKP bu yolla kendisine yönelik ‘kumpas’ yapıldığını ileri sürdü ve Ergenekon/Balyoz Davalarını örnek gösterip, bu davalardan yargılanları beraat ettirerek, serbest bırakarak yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını ‘Türk milletine karşı yapılan kumpas’ haline getirdi. Milli davaya dönüştürdü.

‘Aldatıldım’ edebiyatının da bu geniş toplumsal zeminde, ordu ve Kemalist kanat içinde kabul görmesini sağlandı.

Mevzu ABD’ye niye taşındı?

Öncelikle bunu Zarrab istedi. Zarrab ortağı Babek Zeycani’nin İran’da tutuklanıp idama mahkum edilmesi üzerine bu işin kendi başına gelme ihtimalini görerek ABD’ye gitti. Türk hükümeti, onun aklanmasını sağlayıp İran’a karşı koruyacak bir güç olamazdı. Üstelik Türkiye İran ile yakın ilişkiler içindeydi. Türk hükümetinin siyasi bir sıkışma anında Zarrab’ı harcaması mümkündü. Nitekim, rüşvetin geçmeyeceği zamanlar da vardır.

Zarrab’ın ABD’ye gidişi ‘çift taraflı casusluk’ başarısıdır.

ABD ise, Erdoğan ile devam eden siyasi gerilimi, Türkiye’nin Suriye’deki siyasi tutumu ve cephe değiştirme, Rusya’ya yakınlaşma, S-400 füze alımı vb. nedenlerle stratejik ortaklığı bozduğu kanaatine ulaştı. Soğukkkanlılıkla Erdoğan’a mesaj vermek üzere Zarrab’ı kullanmaya karar verdi.

ABD de, pek çok ekonomik rekabet ve yolsuzluk sırasında yaptığı gibi, esasen uyarmak, cezalandırmak istediği ülkeyi, onun ünlü bir markasını vurarak mesajını veriyor. Bu yolla ağır para cezaları kesiyor.Geçtiğimiz yıl Amerika’nın caddelerini dolduran Alman otomlobil markalarına gözdağı vermek üzere, Volkswagen’e emisyon ölçümlerinde hile yaptığı gerekçesiyle ağır para cezası kesmişti. Bu sırada FBI’ın Merkel’in telefonlarını dinlediği bile açığa çıktı.

Halk Bankası davası da muhtemelen ağır para cezasıyla sonuçlanacak ve tüm dava boyunca Türk siyasi yöneticileri, bankacılık sistemi lime lime edilecek, tüm dünyaya Erdoğan ve ekibi teşhir edilecek.

Bu dava, ABD’nin rakipleriyle mücadelesinde kullandığı bir taktiktir. Buradan siyasi sonuçlar beklemek beyhude olur. Siyasi sonuçlar gerçekleşse bile, CHP başta olmak üzere başkaca burjuva partilerine kapı aralar, ezilen ve sömürülenlerin hareketi için fayda sağlamaz.

Nedeni basit: ABD emperyalizminin açtığı yoldan, ezilen ve sömürülenler için hayır gelmez. Halk katında da büyük devlet karşısında küçük devletin direnişi algısına yol açar. Amerika karşısında yeni bir üçüncü dünya liderinin doğması demektir bu, tıpkı Saddam, Kaddafi veya Esad gibi.

Mevzu nedir?

Adım adım gidelim:

Birleşmiş Milletler İran'a ambargo koyuyor. Ambargonun sebebi İran'ın nükleer silah geliştirmesi ve amaç bunu engellemek.

Ambargoya göre İran Nükleer tehdit unsuru. İran'a mal satmak veya İran'dan mal almak yasak değil. İran'a para aktarmak yasak.

İran’dan doğalgaz veya petrol alan Türkiye, bunun parasını Halkbank'a yatırıyor. İran bu parayı doğrudan çekemiyor. Türkiye İran'a mal satınca, ihracatçı parasını Halkbank'daki bu hesaptan çekiyor. İran'ın parasını harcayabilmesinin tek yolu bu. Karşılıklı alışveriş yapmak.

Zarrab, Halkbank ve AKP'liler ne yaptı? Halkbank'daki bu parayı İran'a ihracat yapmış gibi göstererek, mahkemede ortaya çıktığı gibi buğdaydan tavuk ihracatına kadar, sahtecilikle,  üçkağıtçılıkla belge düzenleyip bu parayı çekti.

Bu parayla altın, euro, dolar aldılar. Sonra da bu parayı yasadışı yollar kullanarak İran'a transfer ettiler. Böylece İran'a yapılan BM amgargosunu deldiler.

Yüzde 4 rüşvet karşılığı İran'ın bloke parasını yasadışı yollarla İran'a gönderilmesine onay veren AKP ve Erdoğan, aracı kurum Halk Bankası.

Bu operasyondan AKP çelik çekirdeğine 45-50 milyon euro girdi. İtiraflarda açıklanan bu. Zarrab’ın Türkiye’de edindiği taşınmazlara bakıldığında bir o kadar da kendisi almış. Muhtemelen Zarrab ve Zencani bir miktar daha fazla aldılar. İran bunu fark etti ve üçkağıtçı Babek Zeycani’yi tutukladı, yargıladı.

Amerika, Rusya bu olayı raporlayıp hükümete bildirmiş. MİT raporlamış. Ama onlar şirketlerin adını ve bankaları değiştirip para transferini sürdürmüşler. Neden? Havadan gelen milyon eurolar söz konusu. Normal şartlarda hiçbir ihracak bu kadar kolay ve tatlı para getirmeyecektir.

Muhalefetin yorumu...

CHP yönetimi bu yapılan işlemi ‘hainlik’ olarak değerlendiriyor. Davaya paralel olarak Erdoğan ve yakın çevresinin Man Adasındaki hayali şirketlere 15 milyon dolar havale ettiğini ileri sürdü.

Şöyle düşünüyorlar: Toplamı 4-5 milyar doları bulan bu transfer işlemi yerine Türkiye’de üretilen mal ve hizmetler İran’a satılsaydı, Türkiye ekonomisi krize girmezdi.

Bu davadan siyasi haklılıkları için sonuç çıkartmaya gayret ediyorlar.Oysa ve daha önemlisi Amerikan Mahkemesi Türk bankalarına ne kadar ceza kesecek? Milyon mu milyar dolar mı? Ve bu parayı kim ödeyecek? Halk Bankası mı? Banka veya hükümet cezayı ödemeyiz diyebilir mi? Bunun maliyeti büyük olur. Amborgo Türkiye’ye döner.

O vakit, Zarrab davası ‘milli dava’ statüsüne taşınmalıydı...

Böylece dava milli olunca, cezayı milli bütçeden, halkın vergilerinden ödemek mümkün olacak.

Milli dedikleri Erdoğan ve ailesi ile AKP çekirdeğinin maddi çıkarlarından başkası değil. Davayı millileştirip, sözde başarıdan başarıya koşan Türkiye’yi ABD’nin çekememesi sebebiyle FETÖ’nün kumpasına gelmesi vb. sadece kamuoyu algısının hükümetin ve Erdoğan’ın üzerinden başka yöne çekmek için yapılıyor.

AKP hükümeti gelmiş geçmiş en kapitalist dolayısıyla üçkağıtçı hükümettir. Din ve bayrak edebiyatıyla yoksulların soyulmasına, sömürülmesine hizmet etmektedir. Şimdi kavgalı olduğu ABD başta olmak üzere İsrail ve diğer büyük kapitalist ülkelerin çıkarlarını korumuştur. Tıpkı Fetullah cemaatini koruyup kolladığı gibi, halkın başına musallat ettiği gibi

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi