Kerkük’ün işgali veya Ortadoğu için HDK ihtiyacı...

Dünya
Görünüm

rdistan referandumu 25 Eylül’de yapıldı, büyük oranda ‘evet’ çıktı. Irak ordusunun Haşdi Şabi (Şii) milisleriyle 15 Ekim’de Kerkük’ü işgaliyle sona erdiği söyleniyor.

Bu bir yönüyle doğru. KDP lideri Mesut Barzani, tek taraflı olarak dayattığı referandumdan başarılı çıksa da, uluslararası konjonktür buna izin vermedi.

Şimdi bu sonuca bakarak Barzani’nin liderliğini eleştirmek, onun sınıfsal ve siyasal teşhirini yapmak mümkün. Bu eleştiriler yapılıyor ve sosyalist soldan kimi eleştiriler o kadar tuhaf ki, Barzani sanki başarılı olduğunda bu liderlikten Kürt halkı için bir umut olacakmış gibi, önü-arkası beli olmayan yorumlar yapılıyor.

Şu apaçık: Kürdistan üzerinde ilhak uygulayan egemen ulus devletler, İran, Irak ve Türkiye Kürtler inisiyatif almaya kalktığı andan itibaren aralarındaki tüm çelişki ve çatışmaları bir kenara koyup yanyana geldiler. Irak ordusu da bunu icra etti.

Büyük devletler Rusya ve ABD ise, İngiltere ve Fransa ile birlikte bu referandumdan hoşlanmadılar çünkü onların çıkarına bir durum yaratmayacaktı ve bölgeyi karıştıracağını varsayarak, Kürtlere destek vermediler, referandumun yapılmamasını, ertelenmesini istediler.

Barzani ise, Kürdistan liderliğine, kuruculuğuna kendini aday görüyor. Ancak mevcut aşamaya, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi aşamasına gelişini kendi başarısı sayıyor. Bunun böyle olmadığını hiçbir çatışmaya girmeksizin Kerkük’ü Irak ordusuna açmasıyla gördük. Öz gücüne dayanmayan tüm başarılar gibi, Barzani’nin başarısı da kendisine ait değil.

Kuşkusuz Kerkük’e Irak ordusunun girişi ve bir direnme gösterilmemesi; ordunun bu geri dönüşü, kentin sosyolojisini değiştirmeye yetmeyecektir. Ancak Barzani yönetimi itibar kaybetmiştir ki, Kürdistan işçi ve köylüleri açısından yeni arayışlara kapı aralaması bakımından bir zararı da yoktur.

Kerkük referandumu başladığı gibi tamamına ermiş olsaydı, egemen ulus devletler iktidarlarına yönelik bu saldırıyı sineye çekselerdi, Barzani’nin pek de ileriye gidecek bir dermanı olmadığı bugün daha iyi görülüyor.

25 Eylül-15 Ekim süreci, Ortadoğu’nun tüm yoksullarına, işçilerine, köylülerine devrimci imkanları tartışma zemini ortaya çıkarıyor. Bunun en açık ifadesi ise, Barzani ve Talabani liderliğinin başarısızlığının yanı sıra, Sünni (IŞİD) ve Şii (Haşdi Şabi) eksenlerinin birbirinden aşağı kalır yanı olmayan barbarlığı, gericiliği ve halk düşmanlığının açığa çıkması olarak saymak gerekir. İran, Irak ve Türkiye rejimlerinin ise, kendi halklarına da demokrasi ve özgürlük vermeği eklenirse, bölge devrimi için gerekli toplumsal dinamiklerin, gerilimlerin her yerde birbirinden bağımsız biriktiğini, gelişme gösterdiğini söylemek mümkün.

Haşdi Şabi(Halk Seferberlik Güçleri)

İran’ın IŞİD’e karşı kurdurduğu Şii milislere verilen isim Haşdi Şabi. Yaklaşık 45 aşiret ve gerici toprak sahibinin biraraya getirilmesi, silahlandırılıp eğitilmesiyle oluşan bu silahlı güç, Irak’ın Şii yönetimi tarafından IŞİD’e karşı kullanılacağı söyleniyordu; Kürtlere karşı da kullanıldı. Kerkük’e giren ordunun vurucu gücünü Haşdi Şabi oluşturdu.

Haşdi Şabi, bölgedeki Sünni-Şii ekseni üzerinde, İran’dan yana bir ağırlık oluşturuyor ve Irak ordusunun Kerkük’e girmesine itiraz etmeyen ABD, ordunun kente girişinin ve çatışma  olmamasının ardından Şii milislerin Kerkük’ü terk etmesini istedi. Çünkü bu güçler sadece güç dengelerini etkilemiyor aynı zamanda tarihi ulusal çekişmeyi (Kürt-Arap) katmerlendiriyor, mezhep çatışmasını, Şii-Sünni çatışmasını ekliyor.

Bu kaotik zemin, Kürdistan meselesini içiçe geçen sorunlarla birlikte Ortadoğu demokratik devrimci sürecini birleşik bir mücadele olarak düşünmemizi zorluyor. Ortadoğu demokratik devrimci sürecinin Kürdistan’ın bağımsızlığını da aşan bir değeri var. Bölge devletlerinin halkları, farklı mezhep ve inanışlar ayrı ayrı yaşamak yerine birlikte yaşamı örgütleme dinamiğine sahipler. Bu sosyal zemin sebebiyledir ki, Ortadoğu devrimci süreci birleşik bir mücadele olmak zorundadır.

Rakka egemen ulusdevletlere yanıt oldu

Irak ordusunun Kerkük’e girdiği günlerde Rakka da IŞİD’den kurtarılmış, Demokratik Suriye Güçlerinin ana gövdesini oluşturan YPG, IŞİD’in başkent, merkez üs saydığı Rakka’ya YPG bayraklarını ve Öcalan posterlerini asmıştı.

Bu zamanlanın denk gelişi, Kürtlerin bölgedeki tarihi ve sosyal varlığını galip devletlere hatırlatan bir görüntü oldu. Nitekim, Türkiye başta olmak üzere İran ve Irak bu işten pek memnun değiller, partnerleri ABD’ye ateş püskürüyorlür.

Kürdistan siyaseti açısından Barzani-Talabani liderliğinin bölünmüşlüğü ve pasifliği karşısında YPG, PYD, PKK eğiliminin savaşçı, genç ve kitlesel gücü, liderliği birkez daha galip gelmiş oldu. Kerkük’teki ‘yenilgi’nin Kürdistan’ın geleceğinde olumlu bir anlama dönüşmesinin nesnel ve öznel şartları birlikte gelişmektedir.

Ortadoğu içinmanifesto: HDK

Ortadoğu demokratik devrimci sürecinin ulus, mezhep, inanışa dayalı bir çözümü bulunmuyor.  Böylesine bir çözümün peşinde gitmek, azınlık mezhep ve ulusların imhasına yol açacaktır ki, IŞİD bunu Ezidiler üzerinde denedi.

Ezidi halkını bu zulümden kurtaran savaşçılar, birarada eşitçe, kardeşçe yaşama iradesini savunan Rojava deneyimine sahip devrimci demokratik güçler oldu. Bu güç, Rakka’da ve Suriye’nin birçok bölgesinde IŞİD’e karşı canla başla savaşıyor. ABD bile Türkiye gibi stratejik ortaklığına rağmen YPG’yi tercih ediyor, kendini askeri destek vermek zorunda hissediyor.

Siyasi manzara şöyle görünüyor: Barzani ve Talabani liderliği iflas etmiş, ulus devletler İran, Türkiye ve Irak Kürt bağımsızlığı karşısında hızla biraraya gelmekten, aralarındaki kavgaları bir ke

nara koymaktan çekinmiyor; ABD, Rusya diğer büyük devletler enerji kaynaklarıyla ilgili çıkarları sürdüğü müddetçe, taraf olmuyor. Bölge devletlerinin hiçbirinde demokratik bir rejim yok.

Öyleyse, Kürtler en kalabalık ve dinamik siyasi aktör olmak üzere Ortadoğu devrimci demokratik dönüşümü ve seküler bir Ortadoğu için, tüm uluslardan ve dini inanışlardan ezilen ve sömürülenleri; eski rejiminin devamında çıkarı olmayan kadınları, işçileri, köylüleri biraraya getirecek bir program ve hareketin, örgütün inşasi gereklidir.

Bu aynı zamanda İran ve Türkiye gibi modern işçi hareketine ve güçlü bir işçi sınıfına sahip ülkelerde de demokratik devrimci yankısını bulacak bir süreç olacaktır. İran’daki totaliterizmin imkan vermediği komünist/sosyalist ve işçi hareketlerinin patlaması mümkündür.

Türkiye’de OHAL ve rejimin baskılarına rağmen hala hareket kabiliyeti hala olan devrimci, demokratik ve komünist/sosyalist hareketler ve işçi hareketi Ortadoğu sürecini dikkate alan bir strateji/taktik açılımı gündemine alıp tartışmak zorundadır.

Bu bakımdan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bir imkan yaratıyor. Yaratmadığı düşünülüyorsa, bu imkanı yaratacak fedakarlıkta bulmasının önünde bir engel bulunmuyor.

Şimdi sadece Kerkük’teki işgali Barzani ve toprak sahiplerine, işbirlikçilere havale etmeden, Ortadoğu demokratik devrimci manifestosu üzerine düşünmek gerekiyor.

 

Meraklısı için not:

Bu tartışma yeni değil. 2005 yılında Hamburg’ta düzenlenen bir sempozyumda ‘Büyük Ortadoğu Projesi ve Sosyalist Strateji’ başlığıyla tartışılmış, daha sonra Araf Yayınlarınca kitaplaştırılmıştı.

https://tr.scribd.com/document/132219003/Demir-Ertugrul-Ragip-Haluk-POP-ve-Sosyalist-Strateji-V-2-pdf

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi