Yeni Zelanda’da cami baskını: “Dinsel inançlara sığınmadıkça, insan kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızlıkla yapamaz”

Dünya
Görünüm

“Dinsel inançlara sığınmadıkça, insan kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızlıkla yapamaz” Pascal

Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde cuma namazı sırasında iki camiye birden düzenlenen silahlı saldırıda en az 49 kişi öldü, çok sayıda yaralı var. Bu katliam sadece inançları için bir mabedde bir araya gelen masum insanları hedef almıştır. Şiddetle kınıyoruz.

Saldırganlar katliamlarını sosyal medyadan paylaşarak bu acının geniş kitleler üzerinde etkili olmasına çalıştı. Bir bildiri yayınladılar ve cinayetlerine sözde siyasi anlam katmaya çalıştılar. Kendileri gibi düşünmeyenleri tehdit ettiler.

Aslında çok yakından bildiğimiz nefret söylemi, ırkçılık ve kendisinden başkasına yaşama, düşünme, inanma hakkı tanımayan gerici bir siyasal anlayışı ifade ediyorlar.

Bu tip katliamları en yaygın biçimde IŞİD gibi müslüman dinci terör örgütlerinden görmeye alışıktık. Reina baskını hafızalarımızda. Bu kez katliam İslam karşıtı dinci fanatik militanların eseri oldu. Cinayetler ister Hristiyanlık ister Müslümanlık adına işlensin, insanlığa karşı işlenmiştir. Sonuçta din adına işlenen tüm cinayetlerin özü, düşünme biçimi aynıdır.

Ancak daha da tehlikeli olan, her ülkenin iktidarında bulunan burjuva rejimleri cinayetleri kendi diktatörlükleri için istismar ediyorlar. Yoksullara karşı yeni baskı politikaları uygulamak üzere ölümleri fırsata çeviriyorlar.

IŞİD’i bahane eden Amerikalı ve Avrupalı burjuva hükümetler göçmen düşmanlığını öyle bir boyuta çıkarttılar ki, aşırı sağ her yerde yükseldi ve kimi ülkelerde faşist yöneticiler iktidara geldi. Trump IŞİD’i bahane ederek politikasını sürdüren en bilinen gerici, göçmen düşmanı lider oldu.

Erdoğan da Avrupa, Amerika ve Batı ülkelerinde IŞİD’e destek veren, yardım eden lider görünümündedir. Türklerin arasından IŞİD’e çok sayıda katılım olduğu biliniyor. Katiller de bunu fırsata çevirmiş, Türkleri ve Erdoğan’ı hedef almıştır. Şimdi de Erdoğan tarafından bu fırsata çevrilip seçim sathında kullanılıyor.

8 Mart Feminist Gece yürüyüşü sırasında ‘ezanı ıslık öttürerek protesto ettiler, Taksim’i işgal edeceklerdi’ türünden yaptığı açıklamalarını sürdürüyor. Kendini masum ve hedef alınmış sayarak seçmenleri gözünde kaybolan itibarını geri kazanmaya çalışacaktır. Tabii ki amacı seçimleri kazanmaktır. 

Dinin siyasal ve toplumsal yaşamda ilke edinilmesinin sonucu göçmen düşmanlığı, katliamlar ve diktatörlüktür. İşsizlik ve yoksulluğun tırmandığı günümüzde, dinsel düşmanlık işçi sınıfını bölmek için kullanılacak, diktatörlük ise, yoksulların taleplerini ifade etmelerini baskı altına almak için uygulanacaktır.

Biz, devrimci sosyalistler dinin siyasal hayata dayatılmasının mantıki sonucunun bu tür katliamlara varacağını söyledik, söylüyoruz. Tarihte din savaşları yüzlerce yıl sürdü. Yüzbinlerce, milyonlarca insan din adına öldürüldü. Bugün bile 2 bin yıl önceki görüşleri kendilerine rehber edinip cinayet işleyebiliyorlar.

Devrimci sosyalizm dinin toplum hayatı düzenleyecek bir siyasal program haline getirilmesine karşıdır. Çünkü her din kendisini çoğunluk yapmak ister. Hiçbir din diğerine tahammül edemez. Din işçi sınıfını birleştirmez, işçi sınıfını böler.

Devrimci sosyalizm, fanatik dinsel görüşlerini sözde siyasal perspektif haline getirip savaş ilan eden tüm gerici terörizmin karşısındadır. Bütün dinlerle mesafelidir ve dinin sosyal hayatın düzenleyicisi olmasına karşıdır.

İnsanlık 16’ıncı yüzyılda Galilei’den, 1789 Fransız devriminden beri dinci gericiliğe karşı bilimle, toplumsal hayatta mücadele etti ve onu yenmeyi başardı. Ancak ekonomik krizler, iktidarlardaki burjuva rejimler işçi sınıfına onurlu, özgür ve refah sağlayan bir düzen getiremediği için, dinci hareketler yeniden hortladı.

İnsanlığın geleceğini hiçbir din, hiçbir sağcı hükümet, hiçbir sermaye iktidarı temsil edemez. İnsanlık tüm bu belalardan kurtulmak isterse dinci gericiliğe, sağcı partilere ve sermayeye karşı mücadele etmelidir. Din istismarcılarına destek vermemelidir. Dinin toplumsal yaşamı düzenlemesine karşı, emekçiden ve özgürlüklerden yana demokratik bir siyasal programı savunmalıdır. Bu program yeni sınıf ayrıcalıkları yaratmayacağı için dinci gericiliklerin her türüne olduğu gibi sermaye sınıfının ve burjuva politikacılarının bunu istismar edip başımıza diktatör kesilmesine de izin vermeyecektir.

Katliamı kınarken, bunu fırsata çevirip bize kendi görüşlerini, yaşam tarzını dayatan Erdoğan diktatörlüğüne geçit vermeyeceğimizi en güçlü biçimde ifade etmeliyiz. Burjuva düzenine son vermek üzere işyerlerinde ve fabrikalarda işçi sınıfının birliğini sağlamak üzere örgütlenmeliyiz ki, katliamlar son bulsun.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS