Ekim Devrimi ve Proletarya Diktatörlüğünün kurulması

Dünya
Görünüm

24 Ekimde Geçici Hükümet Bolşeviklerin gaze- tesini kapatmaya çalıştı. Troçki’nin önderliğin- deki Devrimci Askeri Komite gazeteyi koruma altına aldı.

Aynı gün Kışlık Saray kuşatıldı. 25 Ekimde ise Petersburg Sovyet’i şehri ele geçirdi. 26 Ekim sabahı Kışlık Sarayın ele geçirildiği ve Geçici Hükümetin birçok bakanının tutuklandığı haberi geldi. Böylece Tüm Rusya’da İşçi ve Asker Sovyetleri iktidarı almaya başlamış oldu.

Ekim 1917’de “Bütün iktidar Sovyetlere” çağrısının gerçeğe dönüşmesiyle, 1871 Paris Komününden sonra, burjuvazinin iktidarına son verilip işçilerin iktidara gelişi gerçekleşmiş oldu. 100 gün süren Paris işçilerinin iktidarıyla karşılaştırıldığında, 1917 işçi devrimi, dünya tarihindeki ilk proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğüdür.

İşçi sınıfı amaçlarına nasıl ulaştı?

Rus işçi sınıfının mücadelesinde başarılı olması, sonuna kadar mücadele etmesine borçludur. Fakat bu mücadele iki önemli faktörle birlikte başarıya imza atmıştır: Birincisi Sovyetler; ikincisi Bolşevik (devrimci işçi) parti.

Sovyetler, Rusça karşılığı "İşçi Temsilcileri Konseyi"dir. Türkçe söyleyecek olursak meclis veya şuralar, işçi sınıfının, yoksul köylülüğün ve askerlerin katılımıyla oluşmuştur. Toplumun en alt tabakasında yer alan işçiler, köylüler ve askerler; gerçek taleplere sahip kitleyi oluşturuyorlardı. Bu nedenle de Sovyetler "İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri" adıyla anılıyordu.

1917 yılının devrim ayları boyunca Bolşevik Parti'nin temel sloganı "Bütün iktidar Sovyetlere" olmuştur. Bolşevikler işçi sınıfına güveniyorlardı ve onların seçtikleri temsilcilerin oluşturduğu meclislerin iktidarı almasının amaçları olduğunu gizlemiyorlardı.

Troçki Sovyetler hakkında şunu söylüyor: "Tek bir şehrin içinde bile farklı talepler ve mücadele biçimleri arasında uyum nasıl sağlanacaktır? Tarih bu sorunun cevabını vermiş bulunuyor: Sovyetler. Sovyetler mücadele veren bütün grupların temsilcilerini biraraya getirecektir.

Bu amaç için hiç kimse bu güne kadar farklı bir örgütlenme biçimi önerememiştir; zaten daha iyisinin bulunacağı da şüphelidir".

Sovyetler, iktidarı alır almaz derhal şu kararları aldılar: "6-7 Kasım devriminin sonucu olan işçi, asker ve köylü temsilcileri sovyetlerine dayanan işçi ve köylü hükümeti, savaşan tüm ülkelere ve onların hükümetlerine, adil ve demokratik bir barışı gerçekleştirmek amacıyla derhal görüşmelere başlanmasını önerir... İnsanlığı savaşın felaketinden ve onun sonuçlarından kurtarmak için... tüm ülkelerin işçileri, sömürü ve köleliğin pençesinde kıvranan ve sömürülen çalışan sınıfların kurtarılması için gösterdiğimiz uğraşta bize yardımcı olacaklardır".

İkinci kararname ise toprak sorunu üzerineydi: "1. Büyük toprak mülkiyeti, derhal ve tazmi- natsız olarak geçersiz kılınmıştır. 2. Topraklar üzerinde, Köylü Sovyet'i, tek karar mercidir".

Bir başka kararname, idam cezalarını kaldırdı, askerlere subaylarını seçme hakkını tanıdı, kadınların ve çocukların çalışma koşulları iyileştirildi, angaryaya son verildi.

Kadınların kazandığı en önemli haklar şunlar oldu: Evlilik durumunda, eşler eşit kabul edildi. İsterlerse kendi soyadlarını kullandılar. Eşlerin rızası halinde mahkemeye gitmeksizin boşan- ma kabul edildi.

Rus işçi sınıfının başarısında olmazsa olmaz diğer bir araç, devrimci işçi partisidir. Lenin, işçi sınıfının içinde bulunduğu sömürü ve baskıya son verebilmesi için, bir devrimci partiye ihtiyacı olduğunu söyleyen ilk kişi değildir. Ancak, Lenin ve yoldaşları, başarılı bir şekilde işçileri iktidara taşıyan devrimci partiyi inşa etmişlerdir.

Troçki, Rus Devrim Tarihi kitabının önsözünde “Kitleler devrime dört başı mamur bir toplumsal dönüşüm planıyla değil, artık eski rejime tahammül edemeyeceklerini gösteren ham bir duyguyla girişirler. Yalnızca sınıflarının önder çevreleri siyasal bir programa sahiptir, ama o da olaylar tarafından doğrulanmaya ve kitlelerce onaylanmaya muhtaçtır... Yalnızca kitleler içindeki siyasal süreçler yoluyla (...) partiler ve önderlerin rolünü anlayabiliriz. (...) Yönetici bir örgüt olmazsa, kitlelerin enerjisi pistonlu bir silindir içinde sıkışmayan buhar misali uçup gider. Bununla birlikte, hareket silindir ya da pistondan değil, buhardan gelir” diyerek parti ve kitle ilişkisini bir örnekle açıklamaya çalıştı. Lenin'in için partinin önemi şudur: "Parti, işçi sınıfının bilinçli öncü tabakasıdır. Ödevi, yığınların ortalama durumunu yansıtmak değil, yığınları arkasından sürüklemektir".

Eğer işçi sınıfının mücadele deneyimlerini ve birikimlerini bir araya getirmek demek olan parti inşa edilemezse, işçi sınıfının izlemesi gereken yolu kim gösterecektir? Parti işçi sınıfının dışında kurulacak bir araç değildir. Parti bizzat işçi sınıfının büyük işletmelerinde kök salmış, büyük fabrikaların en mücadeleci, ileri görüşlü, bilinçli kadın ve erkek üyelerini bağrında toplamış olmalıdır. Rusya'da işçi sınıfıyla çok yakın ve kuvvetli bağları olan; işçi sınıfının çıkarlarını sonuna kadar savunmuş olan Bolşevik Parti olmaksızın, 1917 Ekim Devrimi'nin başarıyla gerçekleşmesi mümkün değildi.

***
Tüm devrim kalkışmalarında şu veya bu düzeyde meclisler, konseyler ve Sovyetler; ya da komün tipi örgütler kitlelerce çok çabuk bir zamanda doğal bir davranış gibi geliştirilmiştir. Ancak Bolşevik Parti, kitlelerin kendi doğallı- ğıyla oluşturulacak veya devrim anında inşa edilebilecek bir örgütsel biçim değildir. Bir parti, tıpkı Bolşeviklerin yaptığı gibi, sebatla işçi sınıfı içinde ve uzun yıllar alan mütevazı bir çalışmanın ürünü olarak inşasına girişilmesi gereken, özel bir çabayı gerektirir. Bu çabanın, özellikle de fabrikalar/işyerleri zemininde gerçekleştirilmesidir.

Ekim Devrimi'nin enternasyonal karakteri

Ekim Devrimi'nin bir diğer önemli yanı, onun enternasyonalist oluşudur. Yani, milliyetçi olmayıp, tüm ulusların eşit, özgür ve kardeşçe yaşamasını savunmuş olmasıdır. İşçi sınıfının uluslararası bir sınıf olması, onun ulusal ön yargılardan kurtulması demektir. Nitekim Rus işçi sınıfı, halklar hapishanesi haline getirilen Rusya'da, enternasyonalist çizgisiyle işçi sınıfı- nın tüm milliyetlerden unsurlarının güvenini kazanmıştır. Emekçi sınıf tektir ve onun ulusu yoktur.

Sosyalizmin bir amacı, sınırları ortadan kaldır- maktır. Çünkü bu sınırlar burjuvazinin çıkarları için yani işçi sınıfının bölünmesi için muhafaza ediliyor. Oysa burjuvazi hiç de ulusal değildir. Öyleyse milliyetçi ön yargıları işçi sınıfı içinden söküp atmak, devrimin bir görevi olmak zorun- dadır. Nasıl bir fabrikada farklı uluslardan işçiler birlikte çalışabiliyorsa, tüm dünyada da birlikte yaşamak mümkündür.

Ekim Devriminin uluslararası karakteri bunun- la da sınırlı değildir. Sermayenin boyunduru- ğunu bir ülkenin sınırları içinde kırmak gerekli olsa da, sömürüyü ortadan kaldırmak için, devrimci işçi sınıfının dünya çapında bir güç olması gereklidir. Hele Rusya gibi geri bir ülke- nin olanaklarıyla, büyük devletlerin baskılarına karşı uzun zaman direnmek olanaksızdır. Bu nedenle Rus işçi sınıfı bir Rus devrimi yapmak için harekete geçmedi. Rus işçileri, dünya sava- şının mahvettiği tüm dünyanın kurtuluşu için Rusya'da devrimi başlattı.

Lenin ve Troçki, Bolşevik Partisi, Rusya'daki devrimi, Dünya Devriminin bir parçası olarak anlıyorlardı. Nitekim Lenin 1919'da III. Enter- nasyonal'in, yani işçilerin dünya partisinin 3'üncü kongresinde şöyle demişti: "Uluslararası devrime başladığımız zaman, onun gelişimini yöneltebileceğimizi inandığımızdan değil, bazı koşulların bizi zorlamasından dolayı harekete geçtik. Şöyle düşündük: ya uluslararası devrim yardımımıza gelir ve bu durumda zaferimiz kesinleşmiş olur; ya da yenilgi ihtimali olsa bile mütevazı devrimci görevlerimize devam eder ve böylece devrime hizmet etmiş oluruz. Deneyimimiz diğer devrimlere yardımcı olur.

Uluslararası dünya devriminin desteği olmadan proleter devrimin zafere ulaşmasının olanaksız olduğu bizim için açıktı".

Çıkarmamız Gereken Siyasi Sonuçlar: Kapitalizmin insanlığın son aşaması olamaz!

Ekim Devrimi'ni iki açıdan değerlendirmek mümkündür. Birincisi, Ekim Devrimi başarısızdır ve yenilmiştir. İşçiler bir devrim denemesi yapmışlar ama sonunda başarısız olmuşlardır. Bu dönem kapanmıştır. Bu bakış, burjuvazinin, sosyal demokratların ve devrim yorgunlarına aittir.

İkincisi ise, dünya çapında burjuvazinin egemenliğini yıkmayı amaçlayan, uluslararası işçi devriminin bakış açısıdır. Bu bakış, materyalisttir ve Ekim Devrimi ve Rus işçi sınıfı elinden geleni yaptığını, Ekim Devrimi'nin zaman ve mekân olarak tecrit edilen genç işçi sınıfının bir deneyimi olduğunu kabul eder. Bu girişimden geri kalanlar, işçi devriminin gelecekteki gelişimi açısından zorlukları ve kolaylıkları bize gösterdi- ği için değerlidir.

Ekim Devrimi, burjuvazinin mülksüzleşmesini gerçekleştirerek, sanayileşmeyi başarmıştır. Patronlar olmadan bir ekonomi, burjuvazinin çıkarları için kullanılmayan bir bilim ve kültür mümkündür.

Nitekim bu nedenledir ki, Ekim Devrimi olmasaydı, diğer yoksul ülkelerle aynı kaderi paylaşmak zorunda kalacak olan eski Sovyetler Birliği; devrimin hemen ertesinde emperyalist kuşatmayı kıramayıp bürokratlaşmaya ve yozlaşmaya uğramasına rağmen, bir Hindistan, Afganistan gibi olmamıştır.

Evet, bugün Ekim Devrimi'nin kazanımlarından geriye pek bir şey kalmamıştır. Fakat bu bizim Ekim Devrimi'nin önemini inkâr etmemize neden olamaz. Ekim Devrimi, başarısızlığına rağmen, ilk on yılda, hiç bir kapitalist ülkenin başaramadığı sanayileşmeyi başardı. Üstelik burjuvazi olmadan. Burjuvazinin kamulaştırılması ve planlı ekonomi sayesinde, işçi sınıfının hayat seviyesinde büyük ilerlemeler kaydedildi. Orta Asya çöllerinde modern şehirler, Kazakistan'da dünyanın bir numaralı uzay üssü, gecekondulara yol açmayan büyük şehirler, metro ve ulaşım hizmetleri hep Ekim Devrimi sayesinde gerçekleşti. Ekim Devrimi halkların kendi kaderini tayin hakkına fırsat verdi.
Elbette ki Bolşeviklerin amacı sadece ekonomik ilerleme değildi. Onlar, insanlığın gelişimi için tüm sınırların, devletlerin ve asalak burjuvazinin ortadan kalktığı bir dünya amaçlıyorlardı. Ekim Devrimi, bu amacın bir durağıydı.

Bugün de dünyamızın kapitalist ekonomi tarafından tahrip edilmesi devam ediyor.

Modern zamanda kölelik düzeni sürüyor

Kapitalist sömürü, insanlığı her geçen gün daha da kötü koşullarda yaşamaya zorluyor. Oysa insanlık tarihinin onbinlerce yıllık geçmişinde, varlık ve yokluğun bu kadar büyük oranda varolduğu bir dönem olmamıştır. İnsanlık büyük maddi olanaklar olmasına rağmen, bir avuç sömürücünün keyfi yönetimine kurban ediliyor. İnsanlık tarihi, son 200 yılda en önemli gelişmesini kaydetmiştir. Bilimlerin gelişimi, üretimdeki modernleşme ve hızlanma, sanat ve edebiyat alanındaki gelişmeler; kısaca insan hayatını kolaylaştıran, yaşam seviyesini yükselten birçok kolaylık, son iki yüzyılda ortaya çıkmıştır. Aşının bulunuşu salgın hastalıklara son verebiliyor. Ancak bazı aşılar çok pahalı. Parası olup da aşı olabilenler, hastalıktan kurtulabiliyor.

Organ naklini başarmak da mümkün. Eğer paranız varsa, organ nakli yaptırabiliyorsunuz. Tıp bilimi, ilik ve kalp naklini uzun zamandır başarmış bulunuyor.

Tüm bu gelişmeler insanlığın başarıları olmasına rağmen, sonuçlarından büyük çoğunlukla zenginler yararlanmaktadır. En modern hastaneleri, binaları, arabaları kullananlar; en sağlıklı konutlarda oturanlar toplumun çok küçük bir azınlığıdır. Dünyanın çoğunluğunu oluşturan yoksul kitleler, modern yaşamın olanaklarından yararlanamıyor.

Oysa mevcut olanaklar tüm insanlık için kullanılmalıdır. Fakat bu zengin sınıflar tarafından engelleniyor. İnsanlığın büyük kısmı, en ilkel şartlarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Dünya nüfusunun 6 milyara ulaştığı günümüzde, tüm teknik ve bilimsel buluşlardan yararlanan kitleler Avrupa, Amerika ve Japonya'dır. Yani 600 milyonluk bir kitle. Dünya nüfusunun yüzde 10'u. Unutmamak gerekir ki, bu 600 milyon için- de Avrupalı, Amerikalı, Japon emekçi kitleler, işsizler ve evsizler vardır. Gerçek anlamda mutlu azınlık dünyanın tüm nimetlerinden yararla- nanlar bir kaç on milyonluk zengin kesimdir. Bugünkü dünya düzenin ne kadar acımasız olduğunu vurgulamak için, çocukların duru- muyla ilgili bir kaç bilgi vermek ilginç olacaktır: Bugün 600 milyon çocuk beslenme yetersizliği içindedir. 1 milyar 300 milyon çocuk sağlıklı ev ortamından uzakta yaşamak durumundadır. 400 milyon çocuk temiz su içme olanağına sahip değildir. 6-14 yaş arasındaki 250 milyon çocuk büyüklerin bile dayanmakta zorluk çektiği işlerde çalışmak zorundadır. 130 milyon çocuk temel eğitim olanaklarından yoksundur. Her 1000 doğumdan 70'i ölümle sonuçlanmaktadır. Son 10 yılda savaşlarda ölen çocuk sayısı 2 milyondur; 4-5 milyon çocuk ise sakat kalmıştır. Kısacası, 2 milyar 125 milyon çocuğun, sadece yüzde 15'i gerekli ortamda yaşama olanağına sahiptir.

Bu korkunç rakamların, Birleşmiş Milletler denilen ve birçok haksız savaşı, sömürüyü ve büyük devletleri destekleyen, "Kırk Haramiler Örgütü"ne ait olduğu düşünülürse, gerçek yoksulluk rakamının daha da büyük olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Burjuvazi, krizin faturasını en ağır bir şekilde işçi sınıfına ödetmek istiyor.

İşçi sınıfı, 1917 devrimi döneminden çok daha kalabalık. Sermaye karşısında toplumun çıkarlarını koruyacak bir güce sahip.

Kapitalistlerin kâr için dünyayı mahvetmekten çekinmeyeceğini iki dünya savaşı gösterdi. Burjuvazi, emekçi kitlelere sermayenin büyümesi- ne paralel olarak bir hayat seviyesi sunmadığı gibi, giderek daha da barbarlaşıyor.

Bu koşullarda tüm bilinçli işçilerin, devrimci aydınların topluma öncülük yapmak görevi vardır. Bu görev, en bilinçli işçilerin ve en fedakâr aydınların bir araya gelerek inşa edecekleri devrimci işçi partisi sayesinde yerine getirilebilir.

Ekim Devriminin bakış açısı bugünkü kapitalist krize gereken cevabı da bize sunuyor: Kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin ekonomik yönden mülksüzleştirilmesi; işçi sınıfının Sovyetler aracılığıyla iktidarı ve Dünya Devrimi'nin bir parçası olacak olan proletarya diktatörlüğünün Türkiye'de ve tüm dünyada kurulması için mücadele.

Türkiye'de de bir işçi devriminin olanakları vardır. Türkiye işçi sınıfı, Rusya işçi sınıfıyla karşılaştırılmayacak oranda toplumsal yönden gelişmiştir. Mücadele birikimi küçümsenemez. İşçi sınıfının, eksikliği devrimci bir işçi partisinin olmamasıdır. Bu partinin inşası ise, tüm kadın ve erkek işçilere, devrimci aydınlara; kısaca hepimizin bu uğurda vereceği mücadeleye bağlıdır.

Bugün çok küçük bir çevre olsak bile, işçi sınıfının çıkarlarını, Ekim Devrimi'nin temel felsefesini benimsemiş olmamız, bizlerin görev ve sorumluluklarını arttırıyor. Öyleyse, kapitalistler dünyamızı daha çok mahvetmeden, geleceğimiz ve çocuklarımız için, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için güçlerimizi birleştirelim.

Biz, Ekim Devrimi'nin, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya demek olan komünizm yolunda atılan büyük bir adım olduğuna, Ekim Devrimi'nin hedeflerinin ise, hâlâ insanlığın geleceğini temsil ettiğine inanıyoruz.

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS

Facebook'ta İşçilerin Sesi