Yakın ve Ortadoğu’daki petrol ve doğalgaz çıkarları kavgası

Dünya
Görünüm

Ortadoğu’da büyük güçlerin ve destekledikleri yerel rejimlerin, genellikle farklı silahlı milisler üzerinden yürüttükleri savaşların arkasın- da ayni zamanda, çoğu zaman petrol ve doğal gaz paylaşımındaki çıkar kavgaları bulunuyor.

Örneğin 13 Şubat’ta Türk savaş gemileri Kıbrıs’ın güneyinde, ENİ, İtalyan petrol şirketine ait İtalyan petrol arama gemisinin önünü kestiler. Çünkü ENİ denizin derinliklerinde doğal gaz bulma çalışmaları amacıyla bu bölgeye yerleşmek istiyor. Türkiye’ye göre bu söz konusu olan deniz sahası KKTC’ye (sadece Türkiye’nin resmen tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne) aittir. Sadece, Kıbrıs’ın güneyinde bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti uluslar arası seviyede resmen tanınmasına rağmen Türkiye bunu kabul etmiyor ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaptığı uluslar arası anlaşmaları tanımıyor. İşte bu nedenden dolayı Türkiye, ENİ’nin petrol-gaz arama gemisinin burada bulunmasına karşı çıkıyor.

Diğer yandan ise aradan birkaç gün geçtikten sonra ABD’nin 6’ıncı filosu bu bölgede İsrail savaş kuvvetleriyle birlikte askeri manevralar yaparak Türkiye’ye uyarılarda bulunup, bu bölgede ABD petrol şirketi EXXON’un hakları bulunduğunu hatırlat- tılar.

Doğu Akdeniz’in denizaltı zenginlikleri

Kıbrıs Rum basını kaynaklarına göre ta 1956 yılında bir ABD’li jeolog ekibi Doğu Akdeniz’in derin sularında doğal gaz bu- lunduğu tespiti yapmıştı. Ama hem o dönemdeki teknolojik gelişmelerin sınırlı olmasından hem de doğal gaz pazarının gelişmemiş olmasından dolayı bu doğal gazı çıkarma girişimlerin- de bulunulmadı. Ama 2000’li yıllardan sonra ABD’li Noble Energy gibi şirketler, gelişmiş teknolojik olanaklarını kullanarak denizin derinliklerinde de araştırma yapabildikleri için bu konuyla ilgilenmeye baş- ladı. Derinliklerdeki bu enerji kaynakları Kıbrıs Cumhuriyeti ile İsrail deniz sahalarında veya yakın bölgelerinde bulunduğu için Noble Enerjy onlarla anlaşmalar yaptı.

Şimdi Suriye, Lübnan, Mısır ve Kıbrıs’ın hak iddia ettikleri bu bölgede 12’den fazla enerji kuyusu kazıldı. Uluslar arası karasuları anlaşmalarına göre bir ülkenin deniz sahasının sınırları 200 deniz mili, yani 370 km’lik bir alan ili sınırlıdır. Ama buna göre Doğu Akdeniz’de birkaç ülkenin karasuları iç içe geçmiş oluyor.

2009 yılında İsrail karasularının karşısında Dalit ve Tamar isimli 2 tane kuyu kazıldı ve çok önemli miktarlarda doğal gaz bulundu. 2010 yılında da Leviathan isimli bir kuyuda da hem gaz hem de petrol bulundu. Yine ayni dönemde Kıbrıs’ın güneyinde Afrodit isimli bir kuyuda gaz bulundu. Yapılan tahminlere göre bu kuyuda 200 milyar metre küp doğal gaz bulunuyor. Mısır karasularında, Nil nehri yakınlarında bulunan Zohr isimli bir kuyuda da gaz bulundu. Tahminlere göre bu kuyuda 200 milyar metre küp doğalgaz ve 1.8 milyar varil petrol bulunuyor. Her ne kadar da bu rakamlara temkinli yaklaşmak gerekirse de, çünkü bunlar sadece tahminlerdir ve farklı kaynaklara göre de fark- lılıklar gösteriyor, bu kuyular çok önemlidirler ve bu bölgede bu kuyuları farklı petrol şirket- leriyle işletecek bölge ülkeleri- nin farklı çıkarları olduğu için bölgedeki gerginlikler giderek artıyor.

Bu farklı kuyulardaki enerji zenginliklerini paylaşmak için kavgalar başlamış bulunuyor. ABD bu paylaşımda aslan payını kapmak istiyor ve EXXON ile Noble Enerji gibi grup şirketleriyle hareket ediyor. Bu açıdan da ABD, Akdeniz’de sürekli bulundurduğu 6’ıncı askeri filosununsun etkisini de kullanmaktan hiç çekin- miyor. Ama yine de Fransa, Total şirketini ve İtalya da ENİ şirketini kullanarak çıkarlarını korumaya çalışıyorlar. Rusya, Kıbrıs Cumhuriyet’i ile olan yakın ilişkilerini Novatek şirketi üzerinden kullanıyor ve de Rosnet , ENİ ile Zohr kuyusu için ortaklık kurdu. Ama diğer yandan ise İngiltere, eski büyük sömürgeci ülke geçmişine ve de hala daha Kıbrıs’ta askeri üsler bulundurmasına rağmen bu enerji kaynaklarından pay koparamamış görünüyor ve bu nedenle de bir pay koparabilmek için Türkiye ile bu konuda işbirliği yapmaya çalışıyor.

Doğal gazı satabilmek için gerekli olan pazar sorunu

Sorun bu doğal gaz pastasında bir pay etmekle sınırlı değil. Tabi ki geriye esas sorun kalıyor: bu doğal gaz ve petrolü yer altından çıkarmak ve de onu yeteri kadar büyük ve satın alma gücü hayli yüksek olan pazarlara ulaştırmak gerekiyor. İsrail, Kıbrıs ve Lübnan gibi ülkeler için doğal gazı pazara ulaştırma veya satın alma gücü konusunda fazla sorun yoktur, ama bu ülkeler çok büyük miktarlarda olacağı öngörülen bu gaz miktarlarını tüketme ihtiyaçları yoktur. Her ne kadar nüfusu kalabalık olsa da Mısır için de sorun aynidir, çünkü onun da satın alma gücü yok. Türkiye’ye gelince, onun satın alma gücü olsa da, zaten ihtiyacı olan doğal gaz Rusya, Azerbaycan ve İran tarafından karşılanıyor.

Yeteri kadar satın alma gücü olan pazarlara ulaşabilmek doğal gaz ürünleri için, petrole göre daha çok zorluklar mevcuttur. Petrol büyük tankerlere direk doldurulup uzak ülkeler- deki pazarlara daha çok kolay ulaştırılabiliyor. Halbuki doğal gaz direk gemilere doldurulamadığı için önce sıvılaştırılması gerekiyor. Ama bu sıvılaştırma işi hem pahalıya mal oluyor ve de taşımada güvenlik sorunları var. Netice itibarıyla doğal gazı ulaştırmanın en iyi yolu boru hatlarıdır. Ama bu da çok uzak mesafeler için kolay değildir. Doğal gazın en iyi pazarı 500 milyondan fazla nüfusa sahip hem de satın alma gücü çok yüksek olan Avrupa Birliği’dir. Ama doğal gazı Avrupa pazarına gerek Akdeniz’den gerek Orta doğudan taşımak için Türkiye üzerinden geçmek gerek. Örneğin Akdeniz doğal gazını Türkiye üzerinden geçir- meden AB pazarına ulaştırmak için deniz altından boru hattı döşeyip Yunanistan üzerinden geçip mevcut doğal gaz boru hatlarını kullanmak gerekecek. Ama böyle bir çözüm gerçekten çok pahalıya mal olur.

Aslında böyle bir olasılık daha çok Türkiye ile yapılan pazarlık- larda baskı aracı olarak kullanılmaya yarıyor.

İran (Basra) körfezi doğal gaz kaynakları

Doğu Akdeniz’de bulunan bu doğal gaz kaynaklarına ek olarak daha da uzaklarda olan doğal gaz kaynakları bulundu. Dünyanın en büyük doğal gaz kaynakları İran, Suudi Ara- bistan ve Katar’a ait sınırlar içerindeki Basra Körfezinde bulunuyor. Bu devasal miktar- lardaki doğal gaz tüm dünyanın ihtiyaçlarını 130 ile 150 yıl kadar bir süre karşılayabilecek diye belirtiliyor. Bu sözü geçen üç ülke ararsındaki gerginliklerin de esas nedenlerinin bu gazın pazara sürülmesinden kaynak- lanması boşuna değil. Katar,Basra Körfezinde İran ile ortak olan dünyanın en büyük doğal gaz havzasını paylaşmak zorundadır. Katar’ın Kuzey Dome ve İran’ın Güney Pars diye adlandırdığı bu gaz havza- sında, tahminlere göre, 25 bin milyar metre küp gaz bulun- maktadır. Bu gazın yüzde 70’i bu iki ülke tarafından çok ucuz bir gider ile çıkarılabilinir. Katar, Kuzey Dome diye adlandırılan ve aslında Güney Pars ile tek bir havza olan bu doğal gazı İran ile birlikte işletmek zorundadır ve İran ile iyi ilişkileri korumak isteği de buna bağlıdır.

Ama bu olay Suudi Arabistan’ın hiç de hoşuna gitmedi, çünkü o hem bu gazdan aslan payı al- mak istiyor ve de üstelik doğal gaz ticaretinde İran ile rakiptir. Örneğin Trump’ın Haziran 2017’de Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesinin ardından 2 hafta geçer geçmez, bu bir tesadüf olmasa gerek, Suudi Arabistan ile Katar arasında kavga çıktı. Suudi Arabistan, Katar’dan İran ile olan ilişkilerini kesmesini istedi ve ardından da o, Katar ile olan ilişkilerini kesip, Birleşik Arap Birliği, Mısır ve Bahreyn’in de Katar ile olan ilişkilerini kesmesini sağlayıp Katar’a karşı karadan, havadan ve deniz- den olmak üzere çok sıkı bir ambargo uygulamaya başladı. Riyad, böyle bir karar alması- nın gerekçesi olarak Katar’ın terörizmi desteklediği iddiaları- nı öne sürdü. Suudi Arabistan’ın bu bölgedeki köktenci terörist hareketlerine yaptığı destekler göz önünde bulundurulduğun- da böyle bir iddianın ne kadar gülünç olduğu görülüyor.

Suudi Arabistan ile İran arasın- da Sünni ve Şii temellerinde bir kavga olsa da esas savaş bölgedeki petrol ve doğal zenginlikleri konusunda kimin hakim olacağı için verilen savaştır. Bu konuda, 2000 yılında Katar’daki askeri darbe girişimi- ni hatırlatmada yarar var. Suudi Arabistan ta ö dönemde Katar’ı, İran’la dost ilişkileri sürmekle suçluyordu ve askeri darbe girişiminde Suudi Arabistan’ın parmağı olduğu görünüyor. Basra Körfezinde bulunan doğal gazın paylaşımıyla ilgili yaşanan sorunların da ötesinde Doğu Akdeniz’deki doğal gazın pazara iletilmesi konusunda yaşanan sorunlardan çok daha ciddi sorunlar bulunuyor. Çünkü bu gazın da büyük ve satın alma gücü yüksek olan bir Pazar olan 500 milyonluk Avrupa Birliği pazarına taşınması sorunu vardır. Bu gazın bu pazara ulaşması Irak, Türkiye ve de şu anda bir iç savaşın devam ettiği Suriye üzerinden yapılabilinir. Suriye’de her ne kadar DAEŞ büyük ölçüde bitirilmiş olsa da ülkede yerel güç- ler olan İran, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki ve temel olarak Rusya ile ABD arasındaki büyük güçlerin çıkar kavgaları sürüyor. Bu güçler kavgalarını yerel güçler aracılığıyla da devam ettiriyor. Basra Körfezi doğal gazının Suriye üzerinden AB pazarına taşınma projesi şimdilik dondurulmuş olsa da bu ülkedeki savaşın son bulup bir anlaşma ile sonuçlanmasın- da bu sorunun çözümü önemli bir rol oynayacak.

Rusya’nın işin içine dahil olması

Rusya 1990 ile 2014 yılları arasında petrol ve gaz fiyatlarının yüksek seviyelerde gitmesi sayesinde çok önemli dış gelirler elde edebildi ve bunun sonucu olarak da ekonomisini kolayca yönetip kitlelerine belirli bir hayat seviyesi garantileşmişti. Örneğin Rusya, açık fark ile Avrupa’nın en büyük pazarı olan Almanya ile belirli sözleşmeler yaptı. Hatta bu dönemde Almanya’nın eski Şansölyesi Schröder, Rusya’nın dev şirketi Gazprom’un idare heyetine katılmıştı. Ancak 2014 yılından sonra enerji fiyatların- daki önemli düşüşler Rusya’yı zor duruma soktu. Diğer yan- dan ise ekonomik krizin daha da kötüye gitmesiyle büyük Batılı enerji şirketleri Rus doğal gazının rekabetine karşı tepki göstermeye başladı. Ardından da Rusya ile Ukrayna arasındaki krizin başlaması Rusya’nın Ukrayna üzerinden Avrupa’ya doğal gaz boru hattıyla gaz nakletmesinde sorunlar oluştu.

Bu durumda ise Rusya doğal gazını Avrupa’ya Karadeniz üzerinden bir boru hattıyla ulaştırma yolunu denedi. Bu amaçla Rusya, 5 milyar dolar harcayıp Bulgaristan’a varan bir doğal gaz boru hattı inşa etti. Avrupa Birliği ve ABD, Rusya’nın Ukrayna seçeneğinden vazgeçerek Bulgaristan kozunu kullanmasına tepki gösterdi. İşte tam da bu ortamda, Rusya, Türk hükümetinin ABD ile sorunlar yaşamasını fırsat bilerek aniden Putin ile Erdoğan yakınlaşması sayesinde doğal gazın Avrupa’ya ulaşılmasının Türkiye üzerinden yapılması kararını aldı. Bunun sonucu olarak da 2016 yılında Rusya ile Türkiye arasında büyük bir doğal gaz boru hattı anlaşması yapıldı. Sözü edilen bu boru hattı Türk Akımı ismini aldı ve gideceği yer de Bulgaristan sınırına çok yakın bir yer olacak. Böylece de Rusya doğal gazını, Balkan ülkeleri başta olmak üzere, diğer Batı Avrupa ülkelerine pazarlama fırsatını yakalamış olacak.

Rus doğal gazının pazara sürülmesi sorunu ayni zaman- da Suriye’de sürmekte olan savaştan da etkilenmez değil- dir. Örneğin geçen Ocak ayında Türk ordusunun, Kürt askeri güçleri YPG’nin Suriye’de de- netimi altında bulundurduğu Afrin bölgesine yaptığı askeri harekat açıkça Rusya’nın des- teği sayesinde gerçekleştirildi. Çünkü bu bölgenin hava sahası Rus askeri güçlerinin denetimi altındadır. Tabii ki Rusya da bu durumdan çok memnundur, çünkü böylece ABD ile işbirliği halinde olan Kürt güçleri zor duruma düşmüş oluyor. Ama yine Rusya’nın, Başar Esad’ın en büyük destekçisi olduğu için Esad’ın Türkiye ile yaşadığı sorunlardan dolayı etkilenme olasılığı vardır ve buna bir de Türkiye’nin son dönemde ABD ile yaşadığı sorunları eklemek gerek.

Karşılıklı tarafların Türkiye üzerine yaptığı baskılar

İşte tam bu ortamda, 15 Şubat’ta ABD’nin Dışişleri devlet sekreteri, yani Trump’ın Dişişleri bakanı Ankara’ya gitti ve orada Erdoğan ve onun Dışişleri bakanı ile çok gizli ve uzun bir gö- rüşme yapıldı. Bu görüşmeye resmi tercüman bile alınmadı. Tercümanlığı Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu üstlendi ve daha da önemlisi resmi hiçbir tutanak tutulmadı ve de resmi hiçbir açıklama yapılmadı. Bu görüş- meden hiçbir haber sızmamış olsa da bu görüşme yoluyla ABD’nin Erdoğan’a çok ciddi bir ikazda bulunduğunu ve de Erdoğan’a bir müttefik olarak gerekenleri yapmak zorunda olduğu hatırlatıldığını tahin etmek zor almasa gerek.

Belli ki bu olayın etkili olduğu görülüyor, çünkü aradan birkaç gün geçer geçmez Erdoğan, Türkiye’nin bir müttefiki olduğunu hatırlattı... ama bu defa da Rusya Dışişleri bakanı Lavrov Türkiye’ye belirli uyarılarda bulundu ve Suriye’deki kritik durum göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin belirli işlere girmeden önce iyice düşünmesi gerektiğini hatırlattı. Hemen ardından ise, Afrin askeri harekatı esnasında sesi çıkmayan Başar Esad Türkiye’ye uyarılarda bulunarak Afrin’in Suriye topraklarında bulunduğunu ve de Türk ordu- sunun buralardan çekilmesi gerektiğini, aksi halde gereke- nin yapılacağını açıkladı.

14 Nisan’da ABD, Fransa ve İngiltere’nin Suriye’ye karşı, bu ülkenin kimyasal silahlar kul- landığı iddiaları ile, yaptıkları saldırlar bu ülke yöneticilerinin Suriye üzerindeki etkilerini bırakmak istemediklerini ve üstelik de bunun İsrail, Suudi Arabistan ve bu defa Türkiye tarafından da desteklendiğini ve Rusya’nın desteklenmediği görüldü.

Suriye topraklarında daha da uzun bir zaman boyunca Suudi Arabistan ve İran ve de bunların arkasında yer alan Rusya ile ABD aralarındaki kavganın daha da devam edeceğini, ama bu defa Türkiye’nin bazen bir tarafta, bazen de karşı tarafta yer alacağını gösteriyor. Eğer bir gün Suriye sorununa bir çözüm bulunursa, bu, bölgedeki enerji kaynaklarının paylaşımı ve pazara sürülmesi konusunda da bir anlaşma içerecek. Netice itibarıyla bu bölgede yaşayan kitleler daha uzun zaman dış güçlerin bölgelerin- de yürüttükleri çıkar kavgalarından dolayı zarar görmeye devam edecek. Suriye’nin Kuzey’inde yaşayan ve son dönemde belirli bir özerklik elde etmiş olan Kürt halkı veya daha da genel olarak Suriyeli kitlelerin hakları bu bölgede enerji kaynakları olan petrol ve doğal gaza el atan ve atmak isteyen güçlerin hiç ama hiç de umurunda değildir.

Lutte de Classe (Sınıf Mücadelesi Dergisi) Sayı 192, Mayıs-Haziran 2018

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS